Islâm insanı akıl ve irâde sahibi olarak görür fakat insana en başta akıl sahibi bir varlık olarak hitap eder.Hristiyanlıkta olduğu gibi insanı ilk günah ile malûl bir irâdenin sahibi olarak görmez.insanı, Allah 'ın insana Allah 'ın insana rubûbiyetini ve bir olduğunu idrak edecek ve Allah'ın Ehadiyeti'ne şehâdet edecek akıl vermiş olduğu orijinal tabiatı yani fıtratı ile ele alır. Bu yüzden Kur'ân da Allah,âlemin yaratılmasından evvel insanoğluna hitap eder ve "Ben sizin Rabbiniz değil miyim? " diye sorar, insanlar da "Evet ,şehadet ederiz."(A'râf;172)diye cevap verir.Buradaki "evet" insan ile Allah arasındaki ilk ahitleşme,yani misaktır ki,böylece insan Allah 'ın rubûbiyetini kabul etmiş ve zımnen Allah'ın birliğine şehadet etmiş olmaktadır.Tevhîdin ikrarının insanın tabiatının temelinde olduğu ve İslâm'ın ,her ne kadar nisyan ve kibir tabakalarıyla kaplanmış olsa da,insanoğlunun kalbinde her zaman hazır olan bu derin tabiatı muhatap aldığı söylenebilir. "İrâde"ye gelince ;Islâm insanın irâdesini Allah'ın iradesine tabî kılmasını diler,zira bu dünyada ve ahirette saadeti netice verecek bir hayat yaşamanın tek yolu budur.