Aradan fazla gün geçmeden bilginlerle yetkili mürettabatın masasına oturur hale gelmişti. Sofradaki yiyeceklere aç gözlerle bakıyor, onca yemeğin başka insanların ağzına gitmesini büyük bir endişeyle izliyordu... Aklı tamamen başındaydı ama sofradayken insanlardan nefret ediyordu. Yiyeceklerin biteceği korkusuna tutulmuştu. Erzak ambarı konusunda aşçıyı, miçoyu ve kaptanı sorguya çekti. Hepsi de sayısız kere böyle bir şey olmayacağına dair yeminler edip teminat verdilerse de onlara bir türlü inanmadı, erzak deposunu kendi gözleriyle görmeden yatışmadı.