Soren Kierkegaard, imanını kale edinen ve varoluşçuluk akımının kurucusu olarak kabul edilen isimdir.
Korku ve Titreme’yi yaklaşık 10 yıl önce okudum. O zamanlar tam olarak sindiremediğimi, kitabı tekrar inceleyip üzerine düşününce fark ettim.
Kitap, Hristiyanlık dini özelinde Hz. İbrahim’in, oğlu Hz. İshak’ı kurban etmesi olayını temele alarak etik-estetik ve dini varoluş aşamalarını işlemiştir. Teslimiyet kavramını alelade yaklaşımların ötesine taşıyan Kierkegaard, inancın ne demek olduğunu derinlemesine ele almıştır. İman etmenin sanıldığı gibi kolay olmadığını, en büyük ve zor olanın bunu başarmak olduğunu gözler önüne sermiştir. Düşünün ki, mutlak kabul ettiğiniz varlık sizden en değerlinizi istiyor ve siz tereddütsüz emrini yerine getirmek için hareket ediyorsunuz. İşte tam da bu noktada şunu anlatmak ister Kierkegaard:
Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesini sadece akıl çerçevesinde değerlendirdiğimizde, yapılanın canice olduğunu düşünürüz ama inanç boyutuyla olayı ele aldığımızda, Hz. İbrahim’in yaptığının ne kadar erdemli bir atılım olduğunu ve bunu başaracak çok kişinin olmadığını fark ederiz. Ve anlarız ki, aslında en üst ve ulaşılması zor olan aşama, iman aşamasıdır.