Düşündüğüm gibi sadece iki çıkış yolu var: Ya karımı öldürmeliyim ya da onu. Ama dur... evet, öyle ya: Üçüncü bir yol daha var; kendimi öldürmem,” dedi Yevgeni birden kendi kendine.
“Şeytanın ta kendisi o; ete kemiğe bürünmüş şeytan! Ben istemeden beni boyunduruk altına aldı.
“Onu öldürmeli miyim? Sadece iki çıkış yolu var: Ya karım bu dünyadan gitmeli ya da o. Çünkü şu ana kadar olageldiği gibi yoluma devam etmem artık imkânsız.
“Evet, işte payıma düşen: İşime öyle gelince onunla ilişkimi kesmeye kalktım,” diye kendi kendine konuşmaya başladı. “Sırf sağlığım nedeniyle genç, taze, temiz bir kadınla ilişki kurmak istedim. Şimdi, kadınlarla böyle oynanmayacağı ortaya çıkıyor işte. Onu istediğim an kullanabileceğimi, alabileceğimi sandım; şimdi o beni aldı ve bırakmıyor. Özgür olduğumu sanıyordum, oysa ne zamandır özgür değildim.
kadının birisine: “Hadi gitsene, seni bekliyor; yemin ederim ki, orada duruyor, salak karı, hadi git!” dediğini duydu.
Yevgeni bir kadının; –evet bu oydu, ta kendisi– samanlığa nasıl koştuğunu gördü, ama kendisi, tam o sırada karşıdan bir köylü geldiğinden, peşinden gidemeyip eve döndü.
İki kez yan gözle kadına baktı ve yeniden içinde bir şeylerin kabarıp yükseldiğini hissetti; peki, neyin nesiydi bu, anlayabilecek durumda değildi. Ancak ertesi gün, yeniden atla çiftliğin dış bölümündeki harman yerine gelip iki saat boyunca ayak altında aylak aylak dolanırken, genç kadının o güzelim, hoş görüntüsüne gözleri kayıp durdukça, işte şimdi, işinin gerçekten de bitmiş, ümitsiz bir vaka haline gelmiş olduğunu hissetti.