“Tamam, tamam, geçin, ben beklerim...” dedi Yevgeni ve kadını tanır tanımaz dili damağına dolaştı.
Kadın, ona gülümseyen gözleriyle neşeli neşeli baktı, kırmızı yün örgüsü eteğini düzeltip kapıya doğru yürüdü.
“Olamaz, saçmalık bu!.. Ne şimdi bu? İmkânsız!” diye düşündü Yevgeni, alnını kırıştırıp bir yandan da arsız bir sinekten kendini korumaya çalışırken. Kadını fark etmiş olması onu kızdırmıştı, gelgelelim onun çıplak ayaklarından, iki yana sallana sallana, kıvrak ama sert yürüyüşünden, kollarından ve omuzlarından, gömleğinin kıvrımlarından ve bembeyaz baldırlarının üzerine kadar katlanmış kırmızı eteğinden gözlerini alamıyordu.
Stepanida hep olduğu gibi, erkeği olmadan yaşıyor ve kanı kaynayan genç kâtiple, tıpkı kendisini odun çalarken yakalayan yaşlı Danila ve ardından Yevgeni ile olduğu gibi, işi pişiriyordu. Yevgeni’yi ilişkileri bittikten sonra bir daha aklının köşesinden bile geçirmemişti. “Artık bir karısı var,” diye düşünüyordu. Gene de muhterem hanımefendiyi ve evini görmek ilginç olacaktı; söylenenlere bakılacak olursa ev dillere destan bir şekilde döşenip düzenlenmişti.
Lisa, sevilen bir kadının asıl cazibe kaynağını oluşturan özelliğe sahipti. Erkeğine olan aşkı sayesinde sözcüğün gerçek anlamıyla onun ruhunu okumayı biliyordu. Hatta, Yevgeni’ye göre, kadın, ona hâkim olan her ruh halini, duygularının her ayrıntısını sezip tahmin ediyor ve buna göre davranıyor gibi geliyordu. Anlayacağınız, onun duygularını hiç zedelemiyor, ona sıkıntı veren duyguları her zaman hafifletip ferahlatıcı duyguları güçlendiriyordu.