Can garip, can suskun....
Sevda karşısında hayatın ne önemi var.
Her hayat hikâyesi bitmiş bir aşktan yol alıyordu.
Yoruldum artık başıboş sokaklarda, sonu gelmeyen kaldırımlarda yürümekten.
Cüzdanda taşınan bir fotoğraf gibi yanımdan hiç ayırmadığım İstanbul ise hiç değişmiyor. Genç yaşta yitip gitmiş güzel bir kadına ait anılar gibi. Zamanı geriye doğru akıtabiliyorum en azından. Irmakları bile tersine çevire bilen tek güç bellek. Bir de martı sesleri ... Ama Cenevre'de martılar bile çok sessiz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Artık kullanılmayan bir tiyatro dekorunda dolaşıyor gibiydim, oyun bitmiş, herkes evine gitmişti. Issızlık beni hem tedirgin ediyor, hem de büyülüyordu. Gerçeklikten adım adım kopuyor, bir düş dünyasının diplerine doğru çekiliyordum.
Ne olursa olsun, hiç ama hiçbir şey o ilk anların yerini tutamıyor. Birbiriyle ilk kez bütünleşen bedenierin tutkuya ani kaçışları ... İki ırmağın kavuşması kadar doğal ve coşkulu. Bir ömür boyu sanki sadece bu an beklenmişcesine bedenler konuşuyor ve yeryüzündeki her şey susup dinliyor. Yalnızlıklar unutulmuş, yaralar sarılmış; bu tehlikeli, karmakarışık, anlamsız dünyada sağ kalmaya çalışan korku dolu bir canlı bir başka var lığa sığınıyor, gelip geçici bir güvenliğe, sahte bir cennete ka vuşuyor. Hayatın olağanüstü güzellikteki müziğini ansızın duyuveriyor. O müzik hep oradaymış aslında ama o hiç durup kulak kabartmamış.