Can garip, can suskun....
Sevda karşısında hayatın ne önemi var.
Her hayat hikâyesi bitmiş bir aşktan yol alıyordu.
Yoruldum artık başıboş sokaklarda, sonu gelmeyen kaldırımlarda yürümekten.
Hiçbir şeyi unutmak olası değil. Günü gelince anılar belleğin diplerinden su yüzüne vuruyor teker teker. Sokaklar, yüzler, yaralar . . . Her an bir yerlere kazılmış.
Cüzdanda taşınan bir fotoğraf gibi yanımdan hiç ayırmadığım İstanbul ise hiç değişmiyor. Genç yaşta yitip gitmiş güzel bir kadına ait anılar gibi. Zamanı geriye doğru akıtabiliyorum en azından. Irmakları bile tersine çevire bilen tek güç bellek. Bir de martı sesleri ... Ama Cenevre'de martılar bile çok sessiz.
Artık kullanılmayan bir tiyatro dekorunda dolaşıyor gibiydim, oyun bitmiş, herkes evine gitmişti. Issızlık beni hem tedirgin ediyor, hem de büyülüyordu. Gerçeklikten adım adım kopuyor, bir düş dünyasının diplerine doğru çekiliyordum.