Bugün geçmiş büyüklerin himmetine muhtacım. Peygamberlerin ruhaniyetine inanıyorum. Âdem aleyhisselamdan bugüne kadar gelen bütün büyüklerin sabrını istiyorum. İlahi ve ruhani bir kuvvete muhtacım.
Yarabbi, lütfet, yardım et. Bizi rızana kavuştur. Âmin!
Zahidleri şehvetler perişan eder. Abdalları, maddi varlığını manevi varlığa katmak isteyenleri yersiz düşünce süründürür. Özellikle yalnız başına kaldıklarında kötü fikirlerden kendilerini korumaları gerektir.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: "Müminin lisanı kalbinin ötesindedir.
Bir şey hakkında konuşmak istediği zaman önce onu kalbiyle ölçer sonra konuşur. Münafığın lisanı ise kalbinin önündedir. Bir şeye yeltendiğinde
onu kalbiyle tartmadan diliyle söyler."
Hatice annemizin vefat sebebi son demlerinde ortaya çikan bir hastalikti. O günlerde yasi 65'ti. Annemiz o zamana kadar Allah Resûlünün (s.a.v.) her daim en büyük destekçisi olmustu. Muhasara günlerinde sagligi yerindeydi fakat o sürecin sonrasinda hastalandi ve hastaligi yavas yavas agirlasti. Allah Resûlü (s.a.v.) son demlerinde annemizin bas ucundaydi. O anlari Heysemîdeki bir rivayetten okuyoruz:
Efendimiz (s.a.v.) Hatice anamiza derin bir bakisla bakti ve dedi ki, "Seni hiç rahat ettiremedim Haticem! Sen ki Mekkenin en zengin ve en soylu kadınlarından biriydin.
Rahat içerisindeyken benimle evlendin. Ama ben sana bir rahat yüzü gösteremedim." Bu sözler üzerine Hatice annemiz dedi ki, "Hayir Efendim! Ben hayatimin en güzel günlerini senin yanında yasadim. Senin yaninda geçirdigim
günlerin hiçbir emsali yoktur" hüzünlü bir vedalaşmanın
sözleriydi bunlar...