Giriş bölümünde halkın, halkçılığın tanımları yapılıp, halkçılığın ortaya çıkış zemini, genelde modernleşme problemleri ile yüz yüze gelen toplumları işaret ettiği belirtilmiş.
Rus, Amerikan, Kuzey Amerikan, Güney Amerikan halkçılığının karakteristikleri incelenip bunlar arasında mukayese yapılmış.
İlk bölümde Osmanlı aydınlarından Atatürk zamanına kadar halkçılık anlayışı incelenmiştir. Osmanlı devlet adamları ve aydınlarının, çağdaşlaşmanın gerisinde kalındığından itibaren eski şaşaalı günlere dönmek, nüfus bütünlüğünü sağlamak adına çeşitli düzenlemeler dört asırdan beri sürmüş, bu çabaların en çok arttığı dönem 19. yüzyıl olmuştur.
Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi aydınların oluşturduğu Yeni Osmanlılar, kamuoyunu iktidara karşı kendileri için çalışanlara sahip çıkacakları ümidinde olmuşlardır.
Ziya Gökalp, Türkiye'nin gelişmesi için birbiri ardına ortaya atılan çeşitli fikirlerin sentezini yapmak gibi önemli bir işlev görmüştür.
İkinci bölümde Atatürk'ün halkçılık anlayışının esaslarına yer verilmiş. Atatürk'ün İstiklal Harbini gerçekleştirirken ve yeni devletin temellerini oluştururken geliştirdiği fikirler, uyguladığı politikalar herhangi bir ideolojinin kalıplaşmış dogmaları değil, millet ve memleketin durumu, imkanları çerçevesinde ortaya koyduğu pratik uygulama kabiliyetine sahip çözüm yollarıdır.
Halkın son on yıldır durumu başarısızlıklarla sonuçlanan savaşlar içinde geçirmesinin verdiği eziklik, bıkkınlık ve yönetime, orduya güvensizlik duygusu içindedir.
Atatürk, yaptığı işlerde, kazanılan zaferlerde, ülkenin kurtarılmasında her olayı halka mal etmiştir. Halkın eskiden beri gelen her şeyi devletten bekleme anlayışı, halkı tembelliğe ittiğinin kanıtıdır. Bunun için Atatürk her fırsatta, kazanılan her zaferde halkın, millet olma bilincinin