Muharrem

Puan vermedi·280 syf.··
2021 10. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2021 21:48
. Mehtap Güngör’ün Ukde adlı kitabı, psikoloji ve edebiyatın kesişiminde duran, terapi odasında yaşanan gerçek hikâyeleri öyküleştirerek okuyucuya sunan güçlü bir eserdir. Kitap, EMDR terapisi üzerinden üç farklı karakterin geçmiş travmalarını ve içlerinde bir düğüm gibi kalan “ukdelerini” ele alır; bu ukdelerin bireyin yetişkinlik hayatında nasıl panik ataklara, ilişki sorunlarına, şiddet döngülerine ve içsel huzursuzluklara dönüştüğünü gösterir. Eren Bey’in panik ataklarının çocuklukta yaşadığı korkulara dayandığını, Ekim Hanım’ın şiddet deneyimlerinin onda derin yaralar açtığını, Tuna Hanım’ın ilişki sorunlarının ise geçmişten gelen anılarla bağlantılı olduğunu öğreniriz. Terapide bu kişiler, bastırdıkları anılarla yüzleşir, onları kabullenir ve sonunda barışırlar. Kitap yalnızca danışanların hikâyelerini değil, aynı zamanda terapistin kendi ukdesini de paylaşır: babasına mesleğini tam olarak anlatamadan kaybetmiş olmanın bıraktığı boşluk. Böylece eser, hem danışanların hem de terapistin içsel yolculuğunu iç içe geçirerek daha insani bir boyut kazanır. Eserin yapısı, vaka örnekleriyle terapinin işleyişini birleştiren bir anlatı üzerine kuruludur. Güngör, akademik bir dil yerine öyküleştirilmiş, samimi ve anlaşılır bir üslup kullanır; bu sayede okuyucu kendini terapi odasında bir gözlemci gibi hisseder. EMDR terapisi, travmatik anıların yeniden işlenmesi ve bireyin zihninde yarattığı yükten kurtulması üzerine kurulu bir yöntemdir; kitapta bu süreç, sorulan sorular, verilen yanıtlar ve terapistin yönlendirmeleriyle canlı bir şekilde aktarılır. Okuyucu, yalnızca terapi sürecini öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda kendi hayatındaki ukdeleri fark etme fırsatı bulur. Eleştirel açıdan değerlendirildiğinde, kitabın güçlü yanı psikolojiyi anlaşılır kılması ve EMDR gibi modern
UkdeMehtap Güngör · Sola Unitas · 20191,124 okunma
Reklam
Puan vermedi·224 syf.··
2025 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2025 21:23
. Selçuk Aydemir’in Liseden Arkadaşlar adlı eseri, yazarın mizahi üslubunu ve samimi anlatımını lise yıllarına taşıyan, nostaljik bir roman olmanın ötesinde gençlik döneminin ruhunu yeniden yaşatan bir metindir. Mahalleden Arkadaşlar’ın devamı niteliğinde olan kitap, Küçükçekmece’de büyüyen Selçuk’un süper liseye geçişiyle birlikte ergenlik döneminin heyecanlarını, arkadaşlıklarını, ilk aşklarını ve aile ilişkilerini mizahi bir dille aktarır. Yazar, senarist kimliğinden gelen güçlü mizahı sayesinde okuyucuyu hem güldürür hem düşündürür; mahalle kültürünün sıcaklığını, lise yıllarının saf ve samimi atmosferini canlı bir şekilde yeniden kurar. Kitapta arkadaşlık ve mahalle dayanışması, ergenlik ve ilk aşk, aile ilişkileri ve gençlik hayalleri gibi temalar iç içe işlenir. Romanın yapısı, günlük konuşma diline yakın samimi bir üslupla kurulmuştur; bu sayede okuyucu kendini bir arkadaş sohbetinin içinde bulur. Aydemir, lise yıllarının küçük ama unutulmaz ayrıntılarını mizahi bir gözle aktarır: sınıf içindeki çekişmeler, öğretmenlerle yaşanan komik anlar, mahalle arkadaşlıklarının lise ortamına taşınması, ilk aşkın heyecanı ve aileyle yaşanan çatışmalar. Bu detaylar, kitabı okuyan kişiye yalnızca bir hikâye değil, kendi gençliğini hatırlatan bir deneyim sunar. Yazarın mizahı, yalnızca güldürmek için değil, aynı zamanda gençlik döneminin saf ve içtenliğini göstermek için kullanılır. Eleştirel açıdan değerlendirildiğinde, kitabın güçlü yanı mizahi ve samimi üslubu ile nostaljik atmosferi başarıyla yansıtmasıdır. Okuyucu, lise yıllarına dönerek hem kahkahalarla eğlenir hem de gençlik döneminin içtenliğini hatırlar. Zayıf yanı ise derin psikolojik analiz yerine daha çok eğlenceli anılara odaklanmasıdır; bu nedenle edebi derinlik arayan okuyucular için yüzeysel kalabilir.
Liseden ArkadaşlarSelçuk Aydemir · Küsurat Yayınları · 20175,6bin okunma
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2021 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2021 22:58
. Viktor E. Frankl’ın Duyulmayan Anlam Çığlığı adlı eseri, modern psikolojinin en temel sorunlarından birini, yani insanın “anlam arayışını” merkeze alarak hem teorik hem de pratik bir çözüm önerisi sunar. Kitap, Freud’un haz ilkesine ve Adler’in güç arayışına karşı üçüncü bir motivasyon olarak “anlam”ı öne çıkarır ve logoterapi adını verdiği yaklaşımı ayrıntılı biçimde tanımlar. Frankl’a göre insan, yalnızca biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarla değil, varoluşsal bir yönelimle de yaşar; bu yönelim, hayatına anlam katma çabasıdır. Eğer bu anlam eksik kalırsa birey, boşluk, depresyon, intihar eğilimi ve nevrozlarla karşı karşıya kalır. Kitapta verilen örnekler bu tezi somutlaştırır: Cezaevinde mutlu olan hükümlü ile intihar eden başarılı gençler arasındaki çelişki, mutluluğun dış koşullardan değil, kişinin hayatına yüklediği anlamdan doğduğunu gösterir. Frankl, Auschwitz toplama kampındaki deneyimlerinden yola çıkarak, en zor koşullarda bile insanın özgür iradesiyle hayatına değer katabileceğini kanıtlar. Eserin yapısı, psikoterapi yöntemlerinin eleştirisi ve logoterapinin temelleri üzerine kuruludur. Frankl, psikoterapinin yalnızca semptomları gidermeye odaklanmasının yetersiz olduğunu, insanın varoluşsal yönünü de hesaba katması gerektiğini savunur. Bu noktada logoterapi, bireyin kendi yaşamına anlam katmasını sağlayarak ruhsal sorunları çözmeyi hedefler. Kitap boyunca varoluşsal boşluk, özgürlük ve sorumluluk temaları öne çıkar; insanın koşullar ne kadar zor olursa olsun kendi hayatına anlam katma özgürlüğüne sahip olduğu vurgulanır. Dil akademik yoğunluk taşısa da anlaşılırdır; psikolojiye ilgi duyan herkes için erişilebilir bir üslup benimsenmiştir. Eleştirel açıdan değerlendirildiğinde, kitabın güçlü yanı psikoloji ile felsefeyi birleştirmesi ve somut vaka
Duyulmayan Anlam ÇığlığıViktor E. Frankl · Totem Yayınları · 2018852 okunma