Demek ki, başkaları için aynada ansızın karşıma çıkan yabancıydım: oydum ben, o ana dek tanıdığım kişi değildim. Başlangıçta ayrımına vardığımda tanıyamadığım kişiydim. Ancak böyle, akla gelmedik bir anda yaşadığını görebildiğim o yabancıyım ben. Yalnızca başkalarının görüp tanıyabildiği, kendim göremediğim bir yabancı.
Aşk sahip olmak ister ama sahip olmanın ne olduğunu bilmez. Ben kendim değilsem nasıl senin olabilirim ya da sen benim? Kendi varlığıma sahip değilsem yabancı bir varlığa nasıl sahip olabilirim? Kendi özdeş benliğimden bile farklıysam, tamamen farklı bir benliğe nasıl özdeş olabilirim?
Yalnızlık hiçbir zaman sizinle birlikte değildir; her zaman sizsizdir, ancak çevrenizde bir yabancı varken olanaklıdır: yer ya da kişi, ne olursa olsun, sizi tümüyle görmezden gelen, sizin de onu tümüyle görmezden geldiğiniz bir yabancı; öyle ki isteminizle duygunuz kaygılı bir belirsizlik içinde yitik, asılı kalır; sizinle ilgili her doğrulama durduğu için, bilincinizin özdenliği de durur. Gerçek yalnızlık, kendi başına yaşayan, sizin için ne izi ne de sesi olan, böylece de yabancının siz olduğu bir yerdedir.
Böyle yalnız olmak istiyordum ben. Kendimsiz. Demek istediğim, daha önce tanıdığım ya da tanıdığımı sandığım kendimsiz.