Kadındaki her şey, onun sevecenliği, özeni, tutkusu, analık duygusu, yaşamın ekmeği ve suyudur. Kadında bütün bu duygular, dünyada erkekler, oğullar, babalar, erkek kardeşler olduğu için doğar. Eş, anne, kız evlat, kız kardeş olduğu için bunların hepsi erkeğin yaşamını doldurur.
Ama yasağın gücü yaşamın içine girer. Yaşamın ekmeği ve suyu olan basit ve iyi şeyler, birden içindeki alçakça öfkeyi ve karanlığı ortaya koyar.
Zorbalık ve yasak, büyü yapar gibi insanın içindeki iyiyi mutlak biçimde kötüye çevirir.
Eskiden özgürlüğün söz, basın ve vicdan özgürlüğü olduğunu düşünürdüm. Ama özgürlük, bütün insanların yaşamının türüdür. Özgürlük şudur: Ne istersen ekme hakkına, ayakkabı, palto dikme, ektiğin ekinden ekmek pişirme hakkına sahipsin, bu ekmeği ister sat ister satma, tasviyeci de olsan, çelik işçisi de olsan, ressam da olsan sana buyurdukları gibi değil, kendi istediğin gibi yaşa ve çalış. Oysa kitap yazan insanların da, ekin eken ve çizme diken insanların da özgürlüğü yok.