Yaklaşık 4 senedir kitaplığımda gerçekten unuttuğum bu kitabı bitirdiğimde "ben bu kitabı neden daha önce okumadım" diyerek kendime kızdım. Sonra düşününce "sanırım şimdi okunması gerekiyordu" diye yanıt buldum. Çünkü kitabı okurken öyle anlar yaşadım ki kendi içimde cevap bulamadığım bazı sorulara nokta getirdim. Yazarın Leyla Bilginel kendi hayat hikayesi olan, kedisinin de dediği gibi belki ilk ve son olan kitabı Sendeki Ben...
Aslında çevremizde bu yaşamlar üzgünüm ki fazlasıyla mevcut. Yazarımız bir şekilde bu günleri kendi zekasını kullanarak atlatmayı başarmış. Beni en çok etkileyen yerlerinden olan okuma isteği için babasıyla yaşadığı olaylar ki bunun için daha 12-13 yaşlarında yapmış olduğu açlık greviydi. Bunun dışında kitapta beni fazlasıyla etkileyen bir yer oldu. Sayfa sayısı: 183 " Umutların yok olursa beyin ölümün gerçekleşir." cümlesi... Sonra aklıma annem geldi. Annemin de yaşanmışlığı, üzüntüleri, yaşadığı acılar gerçekten umutlarını yok etmiş, benimle yaşadığı o harika anlara da mı tutunamamıştı... Bu düşündüğüm asla isyan değildi ama aklımı kurcaladı bir kere. Neyse...
Kısacası her ne olursa olsun hayatın içinde nasıl bir karanlıkta olursak olalım mutlaka ışığı görmemiz için sabretmemiz. Her ne olursa olsun her sabrın yolunun güzelliğe açıldığını, düşüncelerin, kelimelerin gücüyle ve tabi ki sabırla herşeyin altından kalkabileceğimizi vurgulamış.
Kelimelerin gücüne fazlasıyla bende inanıyorum. Bu kitaba bir şans vermenizi dileyerek kitabın son cümlesiyle bu yazımı da bitiriyorum.
İNANMAK, HER ŞEYİN ANAHTARIDIR!
Evet bu yazar ilk Gece Yarısı Kütüphanesi kitabıyla karşıma çıktı. Fazlasıyla sevdim ve kendimden anlar yakaladım. Diğer kitaplarını da okumam gerektiğini düşündüm, yanılmamışım. Aslında ortak bir nokta vardı. Her kitapta yaşadığı duygu durumlarından bahsediyordu. Başa bela olan depresyon, anksiyete vs ... Bu kitabında da kendimden çok şey yakaladım. Beni daha fazla içine aldı Yaşama Tutunmak İçin Nedenler kitabı. Geçmişten günüme anlar canlandı gözümde. Benim için kitabın en keyifli yeri sayfa:131'de geçen "Okuyabilmek için seve seve borca batabilirdim, ki battım." cümlesi oldu. 2009 senesinde üniversiteye ilk başladığımda senetle, sözleşmeyle taksitli ödemesi olarak bazı yayınların kitap setleri oluyordu. Dayanamayıp - kitaba verdiğim paraya acımam diyerek- kaç adet set aldığımı dahi hatırlamadan satın aldım. Tabi ki bu durumu aileme bahsetmedim. Sonra da son 4 taksidini ödemek için avukata verilmeden bir kafede yarı zamanlı olarak çalıştım tabi ki. Benim için bambaşka bir tecrübe oldu bu durum. Şimdi gülerek bahsetmek bile bambaşka. Bu kitapta da aslında bahsi geçiyor. Doğru da. Hangimiz şimdi ki zamanda fazlasıyla yaşayabiliyoruz ki... Depresyon hayatımızda var hep var olacak ama bununla yaşabilmekte önemli. Bunu başaran, bu sayede böyle (bana göre) gayet iyi yazıları olan bir Matt Haig yazarımız var karşımızda.
Kendisi de bahsetmiş bu kitabın anı mı, kişisel gelişim mi, yoksa bir inceleme kitabı mı olduğunun bilincine varamadığından. Bana kalırsa kendinden yola çıkarak bizlere de tavsiye verdiği, tamamen kendisini incelediği bir kitap olmuş.
Ne diyebilirim ki, bizlere de keyifli okumalar düşmüş.
Elbette tavsiye ederim.
Bir solukta okuduğum bir kitap oldu. Sizi yormayan yalın anlatımlarıyla nasıl bittiğini anlamayacağınız polisiye diyebilirim.
Herşey en başında anlatılıyor zaten. Tersten giden kitaplar ayrı bir ilgimi çeker. Bilmem kaç sene önce okuduğum, hala unutmadığım Ölü Zaman HikayesiTekin Budakoğlu kitabını da çok sevmiştim.
Standart zamane namus meseleleri. Kimin ne için öldüğü, öldürüldüğü belli olmayan. Burada da suçu kanıtlanmamış bir kişiyi kurban eden yani kendi kafasına göre yargı dağıtan ikiz bir kardeş çıktı karşımıza.
Kitabın 89. sayfasında şöyle bir cümle geçiyor :
- Özellikle de işleneceği böylesine açıkça duyurulmuş Bir cinayetin hiçbir aksilikle karşılaşmadan gerçekleşmesi yolunda hayatın edebiyatta bile görülmeyen onca rastlantıdan yararlanmış olması ona büyük bir haksızlık gibi görünmüştü.
Böyle açık, oradaki toplumun birbirini bu denli biliyor, tanıyor olmasına rağmen nasıl bu kişi duymadan böyle gidiyor bana tuhaf geldi. Sanırım işte tamda burada kader kavramı devreye giriyor.
Kitaptan okuduklarım kadarıyla bende haksız yere bir canın yok olduğunu düşünüyorum. Toplumumuzda da yani gerçek yaşamda da böyle örnekler zaten fazlasıyla yok mu?
Başka ne söylenebilir ki...
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Kitabın kapağından aslında aşk dolu, sevgi dolu bir kitap imajı veriliyor ancak bu benim anladığım kadarıyla ülkeye yani Türkiye'ye, vatana duyulan bir sevgiyi kapsıyor. Yazarın bence Almanya'da yaşayamayıp Türkiye'ye dönmesi de bunu kanıtlıyor. Ülkede yaşanan her bir olay yazarı fazlasıyla etkiliyor. Zaten kitabın en başında 2016/2017 yılında yaşadıklarımızın bir kısmı, ülkenin günlüğü olduğunu belirtiyor. Kısacası şunu söyleyebilirim. Kendi yaşantısından anları değinmenin yanı sıra tüm gerçekleriyle haberleri izlemek yerine okuyorsunuz.
Sevgiyi AnlatmakAyla Özaygen
Aslında bir günde okunabilecek rahat bir kitap. İlk okumaya başladığımda keyifli sonra zaman zaman sıkıcı, bazen güzel yerlere değinen ama genellikle aynı şeyleri tekrarlayarak beni biraz sıkan bir kitap oldu. Okurken yazarın kendisini merak ettim ancak hakkında pek birşey yok. Bunları kendi yazamaz diye düşünmeye başladım ya da kendini fazla bir feminen role büründürerek yazmış olabilir diye de devam ettim. Yazarın annesine olan düşkünlüğü olup babasıyla sanki asker komutan ilişkisinin olmasını okuduğumda annesinin yaşadıklarını gözlemleyerek yazmış olabilir ya da annesinin içine attıklarını sadece sayfalara dökebildiği bir defteri bulup yayınlattığı düşüncesi de hala benimle. Zaten kitabın sonunda da okuduğumuz kitabın günlük olduğu ortaya çıkıyor. Bence başka söze gerek yok...
Hayat Güzel De 'De'leri Var İşteCihad Kök