İbrahim Alparslan

İbrahim Alparslan
@1basyuce_
Sancak yine salınsın o burçta, Devir putların çağın bir vuruşta! BD-İBDA
Daimî Talebe
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
20 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı

İbrahim Alparslan

, bir kitap okudu
10/10
·127 syf.·
Beğendi
·
2025 8. kitabı
Reklam
Mülkiyet
İsa Peygamberin mizacındaki para istikrah ve istihkarı, döne dolaşa, aynı dinin tahripçisi papaz elinde, tersinden bir anlayış neticesi sosyalizmle ittifaka kadar giderken (bahsinde göreceğiz), İslâmiyet'te, ne istikrâh, ne istihkâr, sadece mevkiini ve hududunu tâyin şeklinde hâlis mânasına ermiştir. “— Fakrım fahrımdır.” “— Az kaldı fakr, küfre eş oluyordu.” Birbirine zıt gibi duran bu iki ölçü de peygamber sözüdür; ve birbirine zıt olmak şöyle dursun, parayı, olanca aykırı kutupları içinde kuşatıcı ve kutuplar arasındaki ahengi zaptedici kuvvettedir. Tasavvufta olan "dünyayı terk", sonra "terk etmeği terk" hikmetinde olduğu gibi.. Ölçülerin birincisinde, parayı gaye-kıymet bilmemenin dersi; ikincisinde de parayı ihmâlin maddeyi ihmâle varacağı, maddeyi ihmâl etmenin ise ruhu kazanmak değil, büsbütün kaybetmek olacağı hükmü yatıyor. İslâmiyet'te dünya, nasıl ahiretin tarlası ve basamağı ise, ruh da, maddeye taallûku ve onda tecelli etmesi bakımından, maddeyi ihmâl ederek değil, ikmâl ederek, fakat onu bağlayarak varılan bir merhaledir; ve bu bakımdan bir müminin kazanç yolunda hamlesi, gayeyi onun ötesinde bilmek şartıyla makbuldür. Nitekim İslâm tasavvufunda bir servet ve zengin târifi vardır ki, dünya çapında diye gösterilmeğe lâyıktır: “— Zengin, paranın hâkim olduğu değil, paraya hâkim olandır!” İşte bu bakımdan ki: “— Allah kazananları sever!”
Sayfa 28 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okudu
SANAT AMA NE İÇİN?
"Sanat sanat içindir" görüşü, aklıselimle bakınca büyük sanat eserlerinin ortaya konuluşunu açıklamaktan uzaktır. Bunun en güzel ispatçılarından biri de, William Shakespeare'dir. Meselâ "Koryolanus Faciası" gibi bir sanat eseri, sırf sanat yapmak için mi ibdâ edilmiş olabilir? Bu iddia ancak yirminci asırın çıplak üvertürlerini tatmin eder. Fakat Shakespeare, sanat-estetik terkibi içinde bir fikir ortaya koyar, bir iddiada bulunur, bir tez hazırlar. Ulysses'i, Kaybedilmiş Zamanı Ararken'i, Harb ve Sulh'ü, Suç ve Ceza'yı, hâsılı bütün büyük sanat eserlerini bu mânâda görüyoruz biz. Fikirde söyleyecek sözü olmayanın ve söyleyecek sözü olmadığına dair bir görüşü de bulunmayanın, sanat bahsinde ortaya koyacağı sahici bir eser de olmaz.
Sayfa 127 - AKADEMYA Kitaplığı·Kitabı okudu
Netice itibariyle, bizim gençlerimizin, genç kız ve delikanlılarımızın Shakespeare'den öğrenecekleri çok şey olduğunu düşünüyoruz. Nidüğü belirsiz sözümona çağdaş çırpıntılarla uğraşılacağına, Homeros, Dante, Shakespeare ve tabiî ki bizim klasiklerimizi okumanın fikir ve hayal dünyaları üzerinde müsbet tesirleri olacağına kâniiz.
Sayfa 125 - AKADEMYA Kitaplığı·Kitabı okudu
SANATTA "GERÇEKÇİLİK"
Shakespeare'in, gerçekçilik, gerçeküstücülük, sembolcülük gibi kamplardan da en iyimser tahminle uzak duracağını düşünebiliriz. Bizâtihî bu münakaşanın ana dâvâsı, tarafların "hakikat-gerçek" kavramına bakışlarıdır. Cinler, cadılar, periler, hayaletler.. Bunlar sürrealizm kapsamına mı girmektedir, sembolizm kapsamına mı? İyi ama, bunlar Shakespeare için olağanüstü veya sembolik varlıklar değildir ki; apaçık gerçeklerdir. Biz kendi hesabımıza Shakespeare'e gerçekçi diyecek olsak, kim itiraz edebilir? Nitekim "hakikî hikâye teorisi"nin oluşturulmasında, bu anlayışın mühim bir yeri olmuştu. Bu mevzûda mühim bir misâl de "sosyalist gerçekçi" edebiyatçılar olmaktadır. Onlar gerçeğe benzerlik adı altında hakikat tahrifçiliğinin baş örnekleri olmuşlardır. Meselâ Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu olanca mistik ve dinamik unsurlarından (daha doğrusu ruhundan) tecrit ederek sadece basit gerçeklik plânında arayan bir Kemal Tahir'in "Devlet Ana"sı, hakikate benzerlik nâmına tek kelime ile "gerçekdışı"dır. Kemal Tahir hakikat adına hakikati reddetmiştir, diyebiliriz.
Sayfa 123 - AKADEMYA Kitaplığı·Kitabı okudu
Reklam