• *KAÇAMAYACAĞIN BİR GERÇEK*

    Doğum belgesi bir kağıt.
    Aşı belgesi bir kağıt.
    Başarı belgesi bir kağıt.
    Mezuniyet belgesi bir kağıt.

    Kağıtlar böylece devam edip gidiyor..

    Evlilik sözleşmesi bir kağıt.
    Pasaport bir kağıt.
    Ev mülkiyet belgesi bir kağıt.
    İyi hal belgesi bir kağıt.
    Reçete bir kağıt.
    Davetiye bir kağıt.

    Hayatımız kağıt üzerine kağıtlardan ibarettir. Kağıtlar üzerinden günler geçer. Sonra onları yırtıp atarız.

    Dünya tamamen kağıtlardan ibaret.

    İnsan kimi zaman bir kağıda üzülür.
    Kimi zaman da sevinir.

    Lakin..

    İnsanın göremediği tek bir kağıt vardır ki o da şudur:

    *Vefat belgesinin kağıdı..*

    Bu belge için çalış. Bu en önemli belgedir.

    *İmam Ali bin Ebi Talib şöyle buyurdu:*

    Mü'min kişi için devam etmeyen iki durum vardır:

    *"Gençliği ve kuvveti."*

    Her mü'min için faydalı olan iki durum vardır:

    *"Güzel ahlak ve kendisine saygısı."*

    Mü'minin şanını iki durum yükseltir:

    *"Tevazu ve insanların ihtiyaçlarını gidermek."*

    Belaları gideren iki durum vardır:

    *"Sadaka ve sıla-i rahim."*

    Hayatta gülünç olan üç aşama vardır:

    1)Erişkinlik(gençlik) dönemi:

    *Vakit + güç sahibisin.*
    *Fakat paran yok.*

    2)Çalışma dönemi:

    *Para + güç sahibisin.*
    *Fakat vaktin yok.*

    3)Yaşlılık dönemi:

    *Para + vakit sahibisin.*
    *Fakat gücün yok.*

    İşte hayat böyle..

    Sana bir şey verdiğinde, başka bir şeyi senden alır.

    Daima başkalarının hayatının bizim hayatımızdan daha iyi olduğuna inanırız.

    Başkaları da bizim hayatımızın daha iyi olduğuna inanırlar.

    Bu her zaman böyledir. Çünkü bizler hayatımızdaki önemli bir şeyi kaybediyoruz:

    *"Kanaat."*

    Eğer mutluluğun satıldığı mekanlar olsaydı, tüm insanların o mekanlara üşüştüğünü ve pahalı fiyatlarla onu satın aldığını görürdün.

    *Çünkü onlar mescitlerden bihaberdirler..!*

    Eğer Allah katındaki yerini bilmek istersen, Allah'ın senin kalbindeki yerine bak.

    *Hayret ediyorum:*

    Beyaz renk "güzel" demek değildir.
    Siyah renk de "çirkin" demek değildir.

    *Kefen beyaz ve ürkütücüdür.*
    *Kabe siyah ve güzeldir.*

    İnsan, ahlakıyla insandır, dış görünüşü ile değil.

    Adamlık yüksek ses ile olsaydı, köpek adamların efendisi olurdu.

    Kadınlık çıplaklık ile olsaydı, kainatın bu özelliği ile en fazla bilineni maymun olurdu.

    Gözlerini yükseklere dikmeden ve kaybettiğini Allah'tan istemeden önce, gözlerini aşağı indir ve elindekiler için O'na şükret.

    Kabirdeki evinin en güzel mobilyaları:

    *Namaz,*
    *Sadaka,*
    *Kur'an.*

    Allah bizleri ve sizleri bağışlasın ve bizler için ve sizin için ecir(sevap) yazsın..

    *İnsan hayatı bir kağıt ile başlar..*

    Doğduğun zaman, seni annenin karnından çıkaranın kim olduğunu bilmezsin.

    Öldüğünde de seni kabrine koyanın kim olduğunu bilmezsin.

    *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!*

    Doğduğunda yıkanır ve temizlenirsin.
    Öldüğünde de yıkanır ve temizlenirsin.

    *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!*

    Doğduğunda senin için kimin sevindiğini ve mutlu olduğunu bilmezsin.

    Öldüğünde de senin ardından kimin ağlayıp üzüldüğünü bilmezsin.

    *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!*

    Annenin karnında dar ve karanlık bir mekandaydın.

    Öldüğünde de dar ve karanlık bir mekandasın.

    *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!*

    Doğduğunda seni örtmek için kumaşa sardılar.

    Öldüğünde de seni örtmek için kumaşa sararlar.

    *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!*

    Doğduğunda ve büyüdüğünde insanlar sana diploma ve tecrübeni sorarlar.

    Öldüğünde ise melekler sana şu sual ile salih amelinden sorarlar:

    *"Ahiretin için ne hazırladın?"
    Selam ve Dualar sizlere olsun.
  • Belirttik ki, Kainatın Nuru, cisimleriyle de nurun yuvasına çekildikten sonra, iki büyük Halife zamanında hiçbir noktası kararmayan mukaddes emanet Hazret-i Osman devrinde solmaya istidat kazanır gibi oldu. Bütün büyük Sahabilerle beraber Hazret-i Osman'ı da bu acıyı duyanlar arasında görmeliyiz. Ne var ki, o, kıymette ve sırada üçüncü büyük Halife, bu hali önleyebilmenin yalçın mizacına sahip değildir. Bu da onun başkaca büyüklüğünden eksiltmez.

    Ebuzer ki, Osman devrindeki acıyı en derin kaydeden bir hassasiyet örneğidir. Bir gün Halifenin karşısına dikilip bazı ellerde yığılmaya yüz tutucu servetler hakkında şöyle demişti:

    - Niçin zenginlerden alıp fakirlere dağıtmıyorsun? Bu hissi ihtarı, İslam'da sosyalizm fikrine senet diye gösterenler farkında değildirler ki, onda şeriatin batınından gelen bir züht kokusu bulunmakla beraber, zahirine uymaz bir mana yatıyordu. Ve onu, ölçüye bağlı akıl değil, infiali ve teessüri duygu söyletiyordu...

    Ebuzer Hazretleri, her ferdi kendi mizaç ve vecdinde bir cemiyet davası gütmekle toplum idaresinde tırmanılması ilahi hikmete uymayan bir ruh şahikası seviyesinden konuşuyordu. Bu inceliği hemen kavrayan Hazret-i Osman öyle bir cevap tavrı takındı ki, bu tavır, meseleler meselesini hemen çözümlemeye yetti. Dava üzerinde, biri 'usul'ü, öbürü de 'esas'ı getiren iki madde:

    Evvela:
    - Ben Allah'ın Resulünden görmediğimi yapmam!

    Sonra da:
    - İslam'da kazanç ve mülkiyet esastır. Dileyen senin yaptığın gibi, dilediğini verir, hatta bir pulu bile kalmaz. Ben zorlayamam!
  • ..evlilik özgürlüğü ancak, kapitalist üretimin ve onun tarafından yaratılan mülkiyet koşullarının ortadan kaldırılması, bugün bile eş seçimi üzerinde o kadar büyük bir etkisi bulunan tüm iktisadi yan düşünceleri bir yana attığında genel bir biçimde gerçekleştirilebilir. O zaman, karşılıklı sevgiden başka hiçbir neden kalmaz.
  • Kişinin ne ihraz ettiği ne de işlediği bir topraktan kazanç elde etme hakkı, böyle bir hakkı hangi yetke bahşetmiştir? Böyle bir hakkı kim ileri sürmüştür? Toullier devam ediyor:

    "Tarım sürekli mülkiyetin tesisi için tek başına yeterli olmamıştır; bunun için olumlu yasalar, onların uygulanması için memurlar, yani kısacası medeniyet durumu gerekmiştir."

    "İnsan türünün çoğalması tarımı zorunlu kılmıştı; yetiştiriciye emeğinin semeresi garanti etme ihtiyacı, sürekli mülkiyetin ve onu koruyacak yasaların gerekliliğini hissettirmiştir. Bu yüzden medeniyet durumunun doğuşunu mülkiyete borçluyuz."

    Evet, eseriniz olduğu haliyle medeniyet durumunu; önce despotizm, ardından monarşi sonra aristokrasi, bugün demokrasi, ama her daim zorbalık olan bu hâli gerçekten de mülkiyete borçluyuz.
  • Tamamen materyalist bir düzen üzerine kurulmuş olan uygarlıklarda , mülkiyetin önemi ruhtan çok önce gelmektedir.Ve bu gibi düzenlerde mülkiyete karşı işlenmiş suçlar,insanlara karşı işlenmiş suçlardan daha ağır cezalara çarptırılır.
  • "Toprak özel mülkiyet konusu olamaz; su, hava, güneş gibi toprak da alınıp satılmaz. Toprak üzerinde herkes eşit hakka sahiptir."

    Lev Nikolayeviç Tolstoy