Bu ülkede bir adamın ruhu doğunca uçmasını önlemek için ağlar atıyorlar üstüne. Sen bana ulusçuluğun, dilin, dinin sözünü ediyorsun. Bense bu ağlardan kaçmaya çalışacağım.
Beyin uykuda kendi kendisini etkinleştirdiğinde, kimyasal açıdan kendi kendisine yönergeler gönderme durumunu da değiştirdiğini görebiliyoruz. Zihnin programa uygun davranmaktan başka bir seçeneği yok. Zihin yine bir şeyleri yoğun bir biçimde görür, hareket ettirir ve hisseder, ama çok iyi düşünemez, anımsayamaz, dikkati odaklayamaz. Bu da bizim zihin dediğimiz şeyin beynimizin işlevsel durumları olduğunu açıkça gösterir. Zihin başka bir şey değil - zihin bir ruh değil, bağımsız bir varlık değil. Zihin, öznellik kapasitesi açıklanması gereken ama öznellik biçimi artık anlaşılabilen, kendi kendisini etkinleştiren beynin ta kendisi.
Uyanıklık esnasında beyni düzenleyen serotonin ve noradrenalin hücreleri NREM uykusu esnasında çıktılarını yan yarıya azaltırken, REM uykusu esnasında tamamen kapatılmakta. Bu da demektir ki, elektriksel açıdan yeniden etkinleştirilen beyin uyanıklık durumuna aracılık eden kimyasal dizgelerin ikisinin katılımından yoksun olarak çalışmakta. Bu dizgelerin de düş görme esnasında yitirilen uyanıklık durumu işlevleriyle (örneğin dikkat, bellek ve düşünümsel düşünce) çok güçlü ilişkileri var.
Bilinç içeren bir deneyim olarak düş görme, bizim uyku halindeki beyinsel etkinliğimizden ara sıra haberdar olmamızdan öte bir şey değil. Bu görüşe göre, REM uykusunun temelinde yatan beyin etkinleşmesi de düş görmenin gösterişli işlevlerini sergilemekte: ruhsal dengenin sağlanması, yakın tarihte ve geçmişte öğrenilenlerin bütünleştirilmesi, kişisel bilgi dağarcığımızın duygusal açıdan anlamlı (ya da uygun) yönlerden pekiştirilmesi. Bu önemli işlevlerin tümünün de biz onların farkında olsak da olmasak da kesinlikle gerçekleştirilmeleri gerekmekte. Eğer bizim düş görmenin bilinçli bir biçimde farkında olmamıza dayansalardı, başımız büyük belada olurdu - özellikle de düşlerini anımsamayanlar açısından.