Bu ülkede bir adamın ruhu doğunca uçmasını önlemek için ağlar atıyorlar üstüne. Sen bana ulusçuluğun, dilin, dinin sözünü ediyorsun. Bense bu ağlardan kaçmaya çalışacağım.
Dinimiz hayattı, bu hayatın farkında olmaktı. Yaşıyorduk ve ölemezdik, çünkü yaşadığımızın farkındaydık ve sahip olduğumuz bu bilinç bizimle birlikte yaşamış herkesi, babamı, onun babasını ve bütün halkımızı ölümsüz kılıyordu.
Ne zaman yağmur yağsa ve ne zaman sonsuza kadar kaybedilmiş bir zaman ve mekân için akıl almaz bir özlem hissetsem ön verandaya çıkıp yağmurun içinden sokağa bakar ve babam orada olacak diye hafif bir ürperti hissederdim. Onun yüzüne daha yakından bakmak için bir sandalyenin üzerine her çıktığımda, onun, dünyanın hayatı boyunca bulunduğu- farklı yerlerinde hâlâ yaşadığını düşünürdüm.
Beyin uykuda kendi kendisini etkinleştirdiğinde, kimyasal açıdan kendi kendisine yönergeler gönderme durumunu da değiştirdiğini görebiliyoruz. Zihnin programa uygun davranmaktan başka bir seçeneği yok. Zihin yine bir şeyleri yoğun bir biçimde görür, hareket ettirir ve hisseder, ama çok iyi düşünemez, anımsayamaz, dikkati odaklayamaz. Bu da bizim zihin dediğimiz şeyin beynimizin işlevsel durumları olduğunu açıkça gösterir. Zihin başka bir şey değil - zihin bir ruh değil, bağımsız bir varlık değil. Zihin, öznellik kapasitesi açıklanması gereken ama öznellik biçimi artık anlaşılabilen, kendi kendisini etkinleştiren beynin ta kendisi.