Mustafa Kutlu okuyanlar bilir. Kitapları buram buram Anadolu kokar. Anadolu'nun o eşsiz kültürünü, doğasını, insanını ince ince işler. Ama bunu yaparken öyle uzun uzun betimlemelere gerek duymaz. Kısa ve öz cümlelerle, karakterlerin ağzından aktarır bunu bize. Okurken bir anda kendinizi, kitabın içindeki o asma bahçelerinin altındaki hafif hafif esen rüzgarın eşliğinde, karakterlerle çay içerken bulursunuz.
Bu yüzden Mustafa Kutlu'nun kitaplarını okumak çok keyif verir bana. Sanki kitap okuyormuş gibi değil de, satırların arasında yazarla sohbet ediyormuş gibi bir his doğar içime her zaman.
Sevincini bulmak'ta da Doç. Dr. Suna Esen'in hikayesine konuk oluyoruz. Sadece onun değil çevresindekilerin hayat hikayelerine de ufaktan dokunuyoruz okurken.
Suna aslında çok gündelik hayattan bir karakter. Mutlaka herkesin çevresinde böyle biri vardır. Ya da o kişi sizsinizdir. Yaşadığı sıkıntılar, kaldığı ikilemler, hayattaki amacına ulaşma çabası.. Yani herkes kendinden bir şeyler bulacaktır Suna'da.
Yazar, Suna karakteri aracılığıyla bizi birçok konuda tartışmaya itiyor. Kendinizi beklemediğiniz anda bu tartışmanın içinde bulabiliyorsunuz. Bazen yazarın düşüncelerine katılıyor bazen de karşı çıkıp kendi fikrinizi savunuyorsunuz.
Örneğin din ve ibadet etmeye, edebiyata, İstanbul'un tarihi yapısına, toplumun aile yapısına vs. vs. değinilmiş. Kısaca yazarın değinmediği konu kalmamış diyebiliriz. Özellikle Tanpınar'a sıklıkla yer vermiş. Onu kâh eleştirmiş kâh övmüş. Aslında dikkatli okursanız yazarın da kendi içinde bir ikilem yaşadığını anlayabilirsiniz.
Kısa ama etkileyici bir hikayeydi. İnsan hiç bitmesin istiyor fakat yazarın da dediği gibi "her işin olduğu gibi her kitabın da bir sonu var."
Kitapla kalın