Nazlı

Nazlı
@1berceste_
Hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı (Obolomov)
Üniversite
Sivas
302 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
10/10
·272 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 20:07
Dorian Gray'ın Portresi Oscar Wilde'nin yayımlanan tek romanıdır. Kahramınımız Dorian, güzelliği ile herkesi büyüleyen, adeta Yunan tanrılarını andıran görünüşü ile dikkat çeken genç bir adamdır. Basil Harward ise Dorian'ın bu güzelliğine bağımlı olan bir ressamdır. Onun yüzünü tuvale dökmek ister ve bir portresini yapar. Dorian portresini gördüğü anda adeta kendinden geçer ve kendisinin bir gün yaşlanacağını ama portresinin hep genç kalacağını düşünerek hayıflanır ve bir dilek diler. Portesinin yaşlanmasını ama kendisinin hep genç ve güzel kalmasını ister. İşte kitap da asıl burada başlıyor. Dorian'ın bu dileği dilemesinde Lord Henry'nin de payı büyük aslında. Lord Henry Hedonizmi benimseyen, haz düşkünü bir adamdır. Dorian, Henry'den etkilenir ve yavaş yavaş onun bakış açısına çekilir. Adeta ona benzemeye başlar. Bir gün dileği kabul olur. Portesi yaşlanırken o güzelliğinden hiçbir şey kaybetmez. Fakat Dorian'ın ruhu gün geçtikçe yozlaşmaya, çürümeye başlar. Ahlaksız bir yaşam sürmek ve zevk için her türlü günaha açık hale gelir. Önceden ona hayranlık duyan insanlar ondaki bu yozlaşmayı görerek uzaklaşırlar. Dorian Gray, Lord Henry'ye benzemek yerine adeta ona dönüşmüştür. Hedonizmin kölesi haline gelmiştir. Kitaba başlarken beklentim düşüktü açıkçası. Ama okuduktan sonra beni uzun süre duvara baktıran bir kitap oldu. İnsanı düşünmeye sevk eden bir yapısı var. Özellikle etkileyici sonu ile favori kitaplarım arasında yerini aldı. Bence hepimiz Dorian'ın dileğini dilemişizdir. Hep genç kalmak, güzel olmak kulağa güzel geliyor. Ama bu romanı okurken her şeyin dış güzellikten ibaret olmadığını anlıyoruz. Ruhu çürümüş bir insanın yüzü güzel olsa neye yarar ki? Hani hep diyoruz ya "önemli olan iç güzellik" diye. İşte bu kitabı okuduktan sonra bu sözü daha sık
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İş Bankası Yayınları · 202199bin okunma
Reklam
10/10
·248 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 16:05
Bu kitaba yüz puanım olsa yüzünü de verirdim. Son zamanlarda okuduğum kitapların hiçbirinden zevk almadım. Ama bu RS denen durumdan ötürü değil gerçekten kitapların kalitelisizliğinden kaynaklıydı. O yüzden Altı Harfli Bir Tatlı ilaç gibi geldi. Yazarı zaten Söyleme Bilmesinler ile tanıyordum o yüzden bu kitabını da seveceğimden şüphem yoktu öyle de oldu. Kitap Selime Teyze'nin ve Meltem'in yalnızlığından bahsediyor. Biri kalablaıklar içinde yalnız, diğeri terk edilmiş yalnız. Hangisi daha acı? Meltem'i annesi küçükken terk etmiş. Babası başkasıyla evlenince onu yanında istmemiş. Meltem'de babaannesi ve dedesiyle büyümüş. Onlar da ölünce hepten yalnız kalmış. Yıllarca aile hasretiyle büyümüş. Evlenip kendi ailesini kurmak istemiş fakat o da yolunda girmeyince boşanmış. Yani hep bir yalnızlığa terk edilmiş. Selime Teyze'yi okurken çok üzüldüm. Yetmiş yaşında, tek derdi çocuklarının gelmesi, torunlarını görmek, bazen de ziyaretlerine gitmek. Ama ne çocukları onu ziyarete geliyor ne de kendisi onlara gittiği zaman layıkıyıyla ağırlanıyor. Resmen istenmediğini hissettiriyorlar kadına. O da kimseye haber vermeden bir köye yerleşiyor ve bir umut çocuklarının onu arayıp bulmasını, farkedilmeyi bekliyor. Meltem ile de burada karşılaşıyorlar. İki benzer hikaye burada birbirine akmaya başlıyor. Her şeye rağmen Selime Teyze'nin hikayesi yarım kalmış gibi geldi. Yerleştiği köyde kendi iç muhasebesini yapıp çocuklarının yanına dönmesi gerektiğini düşünüyor ve harekete geçiyor. Sonrasında ne oldu, bu sessiz kaçışın çocukları ile ilişkisine nasıl bir yansıması oldu okumak isterdim. Ayrıca Selime Teyze gibi ben de bu süre zarfında annelerini aradılar mı yoksa yokluğunu bile farketmediler mi merak ediyorum. Yazar burayı eksik bırakmış ama ben tüm çocukların Selime Teyze'nin
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
4/10
·544 syf.··
2025 73. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 14:28
KİTAP OKUMAK KELİME DAĞARCIĞINIZI GELİŞTİRİR BU KİTABI OKUMAK İSE KÜFÜR DAĞARCIĞINIZI GELİŞTİRİR!! Askeri kurgularda - her ne kadar hoşuma gitmese de - küfür görmeye alışkınım. Ama bu kitapta neredeyse küfürsüz cümle yok arkadaşlar. Karakterlerimiz normal bir iletişim kuramıyolar resmen. Hiç bilmediğim küfürleri burada gördüm. Sonraki sayfalarda belki düzelir diye diye kitabın sonunu getirdim fakat aynı şekilde devam ediyor. Yazarımız önsözünde klişeden uzak gerçekçi bir askeri roman ele aldığını söylemiş fakat ben buna katılmıyorum. Hatta kitabı okuduktan sonra klişelerden devam etseydi daha mı iyi olurdu acaba diye de düşündüm. Örneğin ana karakterimiz Alp Aslan'ın askerlerini görevin ortasında bırakıp Jülide'ye gelmesi bana sorumsuzluk gibi geldi. Yanlış hatırlamıyorsam Jülide'nin onu aldattığını düşündüğü için yapmıştı bunu. Yine de görev her şeyden önce gelmeliydi. Ayrıca Jülide'nin çok abartıldığını düşünüyorum. Ailesinin asker olması, çocukluğunun kışlalarda ya da karakollarda asker gibi eğitilerek geçirmesi onu farklı kılıyor evet ama kitaptaki kadın- erkek tüm karakterlerin bu kadar üstüne düşmesini ben anlayamadım. İlk kitap boyunca olaylar hep Jülide'nin etrafında dönüyor zaten. Alp Aslan ile tanışması ve aralarında ilişkinin ilerleyişini okuyoruz. Onun dışında askeri olay adına pek bir şey yok. Bu yönüyle serinin giriş kitabı olma özelliğini koruyor. Karakterleri tanıyoruz, sonraki kitaplarda bizi neyin beklediği konusunda az çok temelimiz oluşuyor. Melih ile Jülide'nin arasındaki ilişkiyi de anlayamadım. Resmen sevgili gibi davranıyorlar ama çevredekilere kardeşiz beraber büyüdük diyorlar. Böyle güzellemeler yapınca biz de he o zaman tamam diyip geçeceğiz yani öyle mi? Melih'i tek başına sevdim. Bence kitaptaki en olgun kişiydi. Bu kitaba
OnsraGökçen Koçan · Dokuz Yayınları · 2023689 okunma
6/10
·464 syf.··
2025 65. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2025 19:39
Emre Gül'den -tamamladığım- ilk kitabımdı. Oyuncak Müzesi kitabını yarım bırakmıştım çünkü. Ama fazlasıyla beğenildiği için bu kitabına bir şans vermek istedim. Ve daha ilk sayfalarından sevmeyeceğimi anlamama rağmen önyargılı olmamak adına devam ettim. Kitabın konusunu artık bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Armin sevgilisi tarafından dolandırıldıktan sonra Saruhan ile karşılaşır ve onların hırsızlık çetesine katılarak parasını geri almaya çalışır. Armin her ne kadar kitap boyunca Saruhan'ı havalı bulsa da ben kendisini hiç sevmedim. Sürekli kaba saba, asarım keserim, hep benim dediğim olur, herkes benim emirlerime itaat etmek zorundadır tavırları beni çileden çıkardı. Armin'i de yine aynı şekilde aşağılaması, emirlerini uygulamaya zorlaması oldukça sinir bozucuydu. Saruhan'ın bu tavırlarının karşısında Armin'den net bir karşı koyuş, ve kendini ezdirmemesini beklerdim. Ama kendisi çoktan gözlerinden kalpler fışkırtmakla meşguldu. Ayrıca sevgilisi tarafından dolandırılmasının üstünen çok az bir süre geçmesine rağmen karşısına çıkıp "senin paranı alacağım" diyen ilk kişiye güvenmesi de ayrı bir saçmalıktı. Hiç mi ders olmadı sana yaşadıkların polise gitmek varken tanımadığın birinden medet ummak neyin nesi. Tüm bunların dışında Eymen ve İpek karakterini çok sevdim. Beklediğimin aksine gayet eğlenceli ve cana yakın çıktılar. (Özellikle Eymen fkrkr keşke gerçek olsan sen ya ) Son olarak Oyuncak Müzesi'nin ardından daha da emin oldum ki yazarın kalemi bana uymuyor. Eğer Peşimden Gelirsen serisinin üçüncü kitabı çıksa bile okuyacağımı sanmıyorum. Maço tavırları ile çekici ve havalı olduğunu sanıp kadınları küçük düşürüp aşağılayan erkekleri -kurgu dahi olsa- hiçbir zaman normal karşılamadım karşılayabileceğimi de sanmıyorum.
Eğer Peşinden GelirsemEmre Gül · Ren Kitap · 2022568 okunma
9/10
·352 syf.··
2025 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2025 23:45
Millie, hapisten yeni çıkmış ve iş arayan genç bir kadındır. Çok geçmeden Winchester'ların evinde yatılı hizmetçi olarak işe başlar. Millie için her şey ilk başta oldukça güzeldir. Artık kalacak yeri ve düzenli bir de işi vardır. Davranışları sürekli değişen evin hanımı Nina ve oldukça yakışıklı olan Andrew ile yaşar. Fakat Millie, bazı gariplikler olduğundan şüphelenir. Tavan arasındaki odasının dışarıdan kilitlenebildiğini fark ettiğinde ise bu şüpheleri daha da artar. (Ah o tavan arasındaki oda insanda klostrofobi etkisi yapıyor ) Mcfadden'dan ikinci kitabım. Mahkum'u okuduğumda çok sevmiş ve yaptığı ters köşeler ile kendisine hayran olmuştum. Hzimetçi de yine oldukça başarılıydı. Okumadan önce kurgu hakkında bir araştırma yapmamıştım ama az çok neyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Seri hakkında ne söylesem spoiler olacak çünkü her detayı önemli ve çarpıcı. Kitabı anlatabilmem için bunları söylemem gerekir ama yine de spoiler vermemeye dikkat ederek hakkında biraz konuşmak istiyorum. Hizmetçi için tam olarak polisiye olduğunu söyleyemem. Daha çok psikolojik gerilim ağırlıklıydı. Özellikle Nina ve Andrew arasında yaşananlar beni fazlasıyla gerdi. Önceleri Nina'nın davranışları ondan şüphelenmeme neden oldu fakat onun gözünden okuduğum sayfalar bu davranışlarının altında yatan sebepleri anlamamı sağladı. Bu sayede de Nina sevdiğim bir karakter oldu. Andrew'in sakin, anlayışlı, efendi kişiliğinin altında yatan gerçek kimliği beni şaşkına uğrattı. Andrew'den böyle bir şey beklemiyordum. Ben de Millie gibi, eşine aşık, işinde gücünde bir adam olarak tanımıştım onu. Ama kendileri baya bir hayal kırklığına uğrattı beni Kitabın asıl karakteri Milli tam kahraman çıktı. Hapis yatmasının sebebi bu kahramanlıkları olsa da bence yine olsa yine aynı şeyi yapardı
HizmetçiFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 202311,4bin okunma
Reklam