Edanur Saraç

Edanur Saraç
@1edanursarac
Psikolojik Danışman
Hacettepe Üniversitesi
Artvin
24 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·303 syf.··
2025 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2025 20:24
Uzun zamandır herhangi bir kitap için inceleme yazmamıştım. Neden bu kitap için böyle bir şey yazmak istediğimi de bilmiyorum. Çok mu beğendim? Hayır. Nefret mi ettim? Hayır. Sanırım bunu yazma sebebim, uzun zaman sonra ilk kez kitabın anlatıcısı/başrolü olan karakterle hiç bağ kuramamış olmam. Kitabın diliyle veya temasıyla ilgili herhangi bir sıkıntım yok. Gayet akıcıydı, konusu da ilginçti fakat June karakteriyle empati yapmakta o kadar zorlandım ki bir noktada dümdüz kötü birisi olduğuna kanaat getirip üzerine düşünmeyi bıraktım. İnsanlar hata yapabilir, hep böyle düşünürüm. Hele de kurgu bir dünyada, karakterlerin yaptıkları hatalar daha affedilir oluyor sonuçta çünkü tüm iç dünyasını görüyorsun, motivasyonlarını anlıyorsun ama June yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışırken ona hak verdiğim tek bir an bile olmadı. En kötüsü de asla durmak bilmedi, insan bir noktada durup pişmanlığıyla baş başa kalmayı bilmeli. Geçmişte yaşadığı ve öfkesini anladığım olaylar var elbette ama bunları anlattığında bile her kelimesi kendi haklılığını kanıtlamak için konuştuğu hissini verdi. Yazar bu konuda ne düşündü, karakteri böyle mi inşaa etmek istedi gerçekten fikrim yok ama gri bir karakter yazmayı istediyse de benim açımdan başarısız oldu çünkü bence dümdüz karanlık bir karakter June. Bunun haricinde, kitabın benim açımdan temel sorunu kitapta bağ kurabileceğim tek bir karakterin bile olmaması. Sadece Athena'nın annesine duyduğum saygı kitap boyunca hiç değişmedi. İlk andan son ana kadar gerçekten kızının yasını tutan, June ve Athena ile ilgili söylentiler çıktığında bile çizgisinden çıkmadan kendi doğru bildiğini yapan bir karakter olduğu için onu çok sevdim. Dediğim gibi, benim açımdan eksik kısımları olsa da okumaktan keyif aldığım, dili ve konusu ağır olmayan bir kitaptı.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
2022 12. kitabı
Uzun zamandır herhangi bir kitap için inceleme yazmamıştım, sessiz sakin okuyup geçiyordum fakat bu kitabı bitirdiğim anda içim öyle bir cız etti ki hakkında bir şeyler yazmak istedim. Bu kitabı okurken bambaşka dünyaların, bambaşka dertlerin içinde buldum kendimi. Her sabah en güzel halimde gözükmek için hazırlanıp bindiğim otobüste okudum kaçırılmamaları için kız çocuklarını doyasıya çirkinleştirmeye çalışan annelerin hikayesini. Kızlarını korumak için türlü yollar deneyen, çukurlar kazan, her araba sesinde çocuklarını çukurlara gizleyen anneler. Kendi başlarına türlü dertlerle uğraşan, terk edilen, aldatılan, geride bırakılan kadınlar. Kaçırılıp ortadan sanki hiç var olmamışçasına kaybolmanın bir rutin olduğu, gidenin ölü kabul edildiği, uyuşturucu kaçakçılarının kölesi, bilmem kaçıncı karısı olmama çabasının ergenliğe bile girmemiş çocukların en büyük mücadelesi olduğu akıl almaz bir düzen. Öğretmenlerin lanetler okuyarak sadece zorunlu oldukları için bu dağ başına gelmeleri, çocukların bunu çok açık ve net bilmesi ve hissetmesi, hiçbirinin okula dair bir hayal ve beklentisinin olmaması... Bunlar benim kalbime ne kadar oturdu size anlatamam. Her şey o kadar gerçek gibiydi ki kitapta, betimlemeler, karakterler, olaylar, mekanlar, duygular ve onların aktarılma şekli... En çok da Ladydi karakterinin aklından geçen düşünceler. Beni en çok da onlar etkiledi. Hele en sonda Maria'ya sahip olmasını sağladığı için babasına teşekkür ettiği kısım... Tüylerim diken diken oldu. Çok güzeldi, fazlasıyla beğendim.
Kadınlar OrmanıJennifer Clement · Sel Yayıncılık · 20192,111 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2020 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2020 23:31
Her şeyden önce, kitabın gerçekten kusursuz olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Özellikle de İncil Mitolojisi'ne veya Rönesans Dönemi yaşantısına ilgi duyanlar varsa bu incelemeyi okuyanlar arasında, durmasınlar hemen okusunlar bu kitabı. Kitabı az önce bitirdim ve durmadan hakkında bir şeyler anlatmak istiyorum. Kitabın konusu şöyle: Leonardo da Vinci başyapıtı "Son Akşam Yemeği" tablosunun üzerine çalışırken İsa'nın 12 havarisinden biri olan ve ihanetle bağdaştırılan Yahuda'nın içindeki kötülüğü yansıtabilecek bir suret bulamıyor. O dönem bulunduğu Milano'da Yahuda'nın sureti olarak çizebileceği, 30 gümüş dinara İsa'yı ele verişine denk bir kibre sahip bir insan aramaya başlıyor. Konusu zaten benim için başlı başına çok ilgi çekici fakat asıl güzel taraflarından biri, dönemin Rönesans yaşantısına mükemmel bir şekilde ayna tutuyor olması. Onun da ötesinde, farklı farklı hayatları tanıma ve onlarla ilgili fikir sahibi olma şansı tanıyor kitap size. Kitabın sonlarına doğru sadece okumakla kalmayıp üzerine epeyce düşündüğüm, benim çok hoşuma giden, bir grup insanın hangi dünya nimetinin kişiye mutlu bir insan olduğu hissi verdiğini tartıştıkları bir bölüm vardı. Bunun üzerine çokça düşündüm; para mı, sağlık mı, arkadaşlık mı, aşk mı, bilgi mi... Cevabı bulmam biraz zor oldu ama bu dünya üzerinde var olan hiçbir şeyin tek başına, bir insanı sonsuza kadar mutlu hissettiremeyeceğinde karar kıldım, daha doğrusu mutlu etmemesi gerektiğinde. Bir insan herhangi bir kategoriye sokabileceği herhangi bir şeyle sonsuza kadar mutlu oluyorsa, hayatında sonsuz memnuniyeti sağlıyorsa, kendi ve insanlar için daha iyisini yapmaya çabalamıyorsa, bu mutluluk ancak bir illüzyon olabilir gibi geldi bana. Tabii bu da başka tartışmaları doğurabilir, mutluluğun ne olduğu gibi ya da kimin
Leonardo'nun Yahuda'sıLeo Perutz · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20183,048 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2020 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2020 11:14
Bu kitabı okurken ve bitirdikten sonraki düşüncelerim yüzünden bir şeyler yazmak istedim. Eser miktarda kitabı okuma zevkinizi kaçırabilecek detay bilgi - yani spoiler- içerecektir, şimdiden uyarmak isterim. Her şeyden önce söylemeliyim ki, en baştan sona kadar aklımı çok meşgul eden bir kitap oldu Martin Eden. Kitaptaki detaylar kadar Martin Eden karakterini de düşünüp durdum. Sanırım en çok da onu düşünerek sordum kendime bir sürü soruyu. 'İnsanları neden severiz?' diye sordum mesela en çok. Düşünüp durdum, ben insanları neden severim, insanlara neden kıymet veririm diye. 'Bir yere ait hissedememek nasıl bir histir, ne şu anda olduğun yere ne de şu ana gelmeden önce olduğun yere?' diye sordum pek çok kez. Martin'in hiçbir zaman çevresindekilere bağıramadığı içindeki çığlıkları düşündüm. 'Ben açlıktan kırılırken neredeydiniz? Asıl o zaman yemeğe davet etmenize ihtiyacım vardı, boğazımdan lokma geçmediği için halsiz düştüğüm, kilo kaybettiğim zaman ihtiyacım vardı size.' Gerçekten, kelimenin tam anlamıyla, kitaptaki herkesten ayrı ayrı nefret ettim. Kız kardeşlerinden, eniştelerinden, Ruth' dan, Ruth'un ailesinden, editörlerden, eleştirmenlerden... Paranın derdine düşmüş, parası harici hiçbir şeyi değişmediği halde önceden yüzüne bakmak bile istemedikleri Martin'i, parası ve şöhreti olduktan sonra dizlerinin dibinden ayırmak istemeyen herkesten nefret ettim. Bazen de kendimden. Kendimi, etrafındakiler gibi 'başarmasını' beklerken buldum kitabın ortalarında. Onun çoktan bir sürü şeyi başardığını fark etmeden. Yazılarından kazandığı paralara sevindim, 'işte bu kez olacak, başarılı olacaksın Martin, talihin döndü' diyip durdum. Benim de onun etrafında akbaba gibi dolaşan insanlardan farkım yoktu bir süre için, bunu anladım. Açlıktan ölmesin, o kötü kalpli bir şeyden
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma