Bir yer düşünün, erkeklerin ve babaların ailesini terk ettiği, sadece kadınların ve kız çocuklarının yaşadığı, annelerinin kız çocuğu doğurduktan sonra ‘oğlan doğurdum’ dediği, kızlarının saçlarını erkek gibi kestiği, dişlerini siyaha boyadığı, erkek isimleri taktığı bir yer… Bu yer Meksika’da, Guerrero adlı, yılanların, tarantulaların, karıncaların, kertenkele ve akreplerin kol gezdiği bir yer. Peki anneler neden böyle yapıyor?
Uyuşturucu kaçakçıları, canları istediğinde Guerrero’ya gelip, kız çocuklarını kaçırıyorlar. Onları köle veyahut bilmem kaçıncı karısı yapıyorlar. Kaçırılan, öldü diye kabul ediliyor. Peki anneler kızlarını erkek gibi göstermekten, çirkinleştirmekten başka ne yapıyor? Bir çukur kazıyorlar. Her araba sesi duyulduğunda, küçük kızlar bu çukura saklanıyor araba gidene kadar.
Ana karakterimiz Ladydi, alkolik bir annenin tek kızı. En yakın arkadaşları, Estefani, Maria, ve Paula. Olay, bu kızların etrafında dönüyor daha çok. Bana kalırsa çok acıklı bir hikaye. Dünyanın haberi olmadığı, internetin, telefonun çekmediği bir yerde yaşıyorsunuz, etrafta her türlü ölümcül yaratıklar var, sadece tek bir okul var ve o okula öğretmenler zorunlu görevlerini yapmak için geliyor, bir sene kaldıktan sonra gidiyorlar. Evinizin zemini topraktan. Televizyonunuzun arkasında her an bir yılan yuvası çıkabiliyor. Ağaçlarınızda tarantulalar yaşıyor. Kapıyı açık bıraktığınızda etli, kıllı kocaman sinekler içeri üşüşüyor. Hava cehennem gibi sıcak. Üstelik kaçırılma tehlikesi hat safhada. Öyle bir yer ki burası, iki küçük kız çocuğu başka bir şehire -çünkü kaldıkları yerde hastane yok- hastaneye giderken, taksi sürücüsü çok kolay bir şekilde sözlü taciz edebiliyor.
Anneler asla ama asla kızlarının oje sürmesini istemiyor. Tırnaklarına boyadıkları kırmızı renk dahi