Schiller’in
romantik ruhlu iyi insanlarında bu hep böyle olur: insanı son dakikaya kadar tavus
tüyleriyle süslerler; son dakikaya kadar şer değil, hayır umarlar… Madalyonun ters
tarafını hissetseler bile, ne pahasına olursa olsun, söylenmesi gereken sözleri, önceden
“bir türlü ağızlarından çıkarmak istemezler. Bunu düşünmek bile ödlerini koparır… Tavus
tüyleriyle süsledikleri adam bizzat gelip de onları burunlarından yakalayıncaya kadar
gerçek karşısında, iki avuçlarıyla yüzlerini örterler.
Bazen hayatta hiç tanımadığımız kimselerle öyle karşılaşmalar olur ki, kendileriyle
daha bir kelime konuşmadan, âdeta birdenbire, ansızın, ilk bakışta onlarla ilgilenmeye
başlarız.
Ne yazık ki, depresyonda olduğunuzda kişisel yetersizliğiniz hak-
kındaki inancınızda yalnız olmayabilirsiniz. Çoğu durumda, yetersiz ve
iyi olmadığınız şeklindeki bu yanlış fıkirde o kadar inandırıcı ve ısrarcı
olabilirsiniz ki, arkadaşlarınızı, ailenizi ve hatta terapistinizi de bu fık-
re ikna edebilirsiniz. Uzun yıllar boyunca, psikiyatristler, depresyonda-
ki hastaların kendileri hakkındaki olumsuz fikirlerine katılina eğili-
minde olmuşlardır. Bu, Sigmund Freud gibi çok meraklı bir gözlemci-
nin, ortodoks psikanalitik yaklaşımda depresyon tedavisinin temelleri-
ni oluşturan 'Yas ve Melankoli' adlı yazısında da belirtilmektedir. Bu
klasik çalışmada Freud, hastanın değersiz olduğunu, başaramaclığını
ve ahlaki olarak alçak hissettiğini söylerken haklı olması gerektiğini
söylemiştir. Bu nedenle, terapist için hastayla aynı fıkirde olmamak bir
sonuç vermeyecektir. Freud, terapistin, aslında hastanın ilgi çekici ol-
madığı, sevilmediği, önemsiz, bencil ve sahtekar olduğu düşüncesi ile
aynı fıkirde olması gerektiğine inanmaktaydı. Freud'a göre, bu özellik-
ler bir insanın gerçek kendiliğini tanımlamaktadır ve hastalık süreci
basitçe bu doğruyu daha belirgin hale getirir: