hypatia

Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret Ve asıl biz biliriz kederi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yetersiz organlarla dünyaya gelenler, hayatı ağır bir yük gibi omuzlarında hissetmekle ötekilerden ayrılır, kolaylıkla kötümser bir dünya görüşünün kucağına yuvarlanırlar. Kendilerinde bir organ yetersizliğinin açık seçik fark edilmemesine karşın, haklı ya da haksız olarak içlerinde bir aşağılık duygusunu barındıran çocukların durumunun da bundan pek geri kalır yeri yoktur. Çünkü bu tür çocuklarda aşağılık duygusu özel birtakım koşulların, örneğin sıkı bir eğitimin olumsuz katkısıyla öylesine güçlülük kazanır ki, bundan doğacak sonuç açık seçik bir organ yetersizliğine sahip çocuklardakini hiç de aratmaz.
Çocuktan gereğinden fazla şey istemek, onu zaten içinde yaşayan hiçlik duygusuyla daha bir yakından yüz yüze getirir. Hatta bazı çocukların pek bir önem taşımadıkları ve küçüklükleri üzerine sürekli dikkatleri çekilir. Kimi çocuklardan da oyun topları gibi yararlanılır, bu çocuklar bir eğlence aracı gibi görülür, büyük bir titizlikle kollanıp gözetilmesi gereken bir mülk sayılır ya da bıkkınlık verici bir yük bilinirler. Bazen de bütün bu değişik davranışlara toplu olarak rastlanır; büyüklerin bir eğlencesi ya da onların bir baş belası olduğuna çocuğun dikkati çekilir. Bu şekilde çocukların içinde uyanacak aşağılık duygusuna yaşamımızın bazı özellikleri daha bir güçlülük kazandırır. İlgili özelliklerden biri, çocukları adam yerine koymamamız, aslında bir hiç sayılacaklarını, bir hak ve hukuka sahip olmadıklarını, büyüklerle hiçbir zaman yarışamayacaklarını kendilerine tekrarlayıp durmamızdır. Bunlar arasında doğru sayılacak kimi şeyler öylesine tatsız bir biçimde çocukların karşısına çıkarılır ki, bunları işiten çocukların telaşa kapılmalarında anlaşılmayacak bir yan yoktur. Ayrıca, bir hayli çocuk vardır ki, ne yapsalar alay konusu edilecekleri korkusunu sürekli içlerinde taşırlar. Çocukları alaya almak gibi yakışıksız bir davranış, onların gelişimi için son derece sakıncalıdır. Alay edilme korkusunun bazen bu çocukların yaşamlarının çok ileri bir dönemine kadar kaybolmayarak sürüp gittiğini görebiliriz. Bu çocuklar büyür, erişkin insanlar olur, yine de bu korkuyu üzerlerinden sıyırıp atamazlar. Kendilerine doğruyu söylemeyerek onları insan yerine koymamak da, çocuklar için çok zararlı sonuçlar doğurabilir; böylesi bir davranış, çevrelerinin ve yaşamın ciddiliğinden kolaycacık kuşku duymaya iter onları. Öyle durumlarla karşılaşılmıştır ki, okula başladıkları ilk
Hipnotizmada bütün iş yalnızca deneğin ruhsal tutumuna bağlıdır. Hipnotizmaya inanıp inanmamasıyla ilgili sözleri hiçbir önem taşımaz. Bu gerçeğin göz önünde tutulmayışı büyük karışıklıklara yol açmıştır; çünkü görünürde, hipnotizmada çokluk hipnotize olmaya direnir ama sonunda hipnotizörün isteklerini yapmaya eğilimli insanlar buluruz karşımızda. Söz konusu eğilimin sınırları insandan insana değişir, dolayısıyla hipnotizmadan elde edilecek sonuçlar da her insanda değişik olacaktır. Ama bir kişinin hipnotize edilebilirlik sınırı hiçbir zaman hipnotizörün iradesine bağlı değildir, söz konusu sınırı sadece ve sadece deneğin ruhsal tutumu belirler.
Anne ve babalar körü körüne itaatten ötürü çocuklarından alabildiğine seyrek dert yanar, oysa çocuklarının itaaatsizliğinden sürekli yakınırlar. İlgili çocukları inceledik mi görürüz ki, çevrelerini hep aşma çabası içinde yaşarlar, bu arada küçük yaşamlarının normlarını delip çıkarlar dışarı, çünkü hatalı davranışlara konu edilmelerinin sonucunda her türlü eğitim girişimlerine kapalı duruma gelmişlerdir. Dolayısıyla, bir kişinin eğitilebilirlik derecesi, o kişinin güçlülük için harcayacağı çabayla ters orantılıdır. Durum böyleyken, bizim aile çevresinde çocuklar üzerinde uyguladığımız eğitim, çocuktaki hırs duygusunu özellikle kamçılamaya ve kafasında büyüklük düşünceleri uyandırmaya yönelik bir nitelik taşır. Bu durum, bir düşüncesizliğin eseri değildir; büyüklük eğilimini içinde barındıran uygarlığımız, aileleri söz konusu davranışa iter; dolayısıyla uygarlığımız gibi aile için de önemli olan, bireyin son derece büyük bir görkem içinde hayatta yerini alması ve elden geldiği kadar başkalarının önüne geçmesidir