Çocuktan gereğinden fazla şey istemek, onu zaten içinde yaşayan hiçlik duygusuyla daha bir yakından yüz yüze getirir. Hatta bazı çocukların pek bir önem taşımadıkları ve küçüklükleri üzerine sürekli dikkatleri çekilir. Kimi çocuklardan da oyun topları gibi yararlanılır, bu çocuklar bir eğlence aracı gibi görülür, büyük bir titizlikle kollanıp gözetilmesi gereken bir mülk sayılır ya da bıkkınlık verici bir yük bilinirler. Bazen de bütün bu değişik davranışlara toplu olarak rastlanır; büyüklerin bir eğlencesi ya da onların bir baş belası olduğuna çocuğun dikkati çekilir. Bu şekilde çocukların içinde uyanacak aşağılık duygusuna yaşamımızın bazı özellikleri daha bir güçlülük kazandırır. İlgili özelliklerden biri, çocukları adam yerine koymamamız, aslında bir hiç sayılacaklarını, bir hak ve hukuka sahip olmadıklarını, büyüklerle hiçbir zaman yarışamayacaklarını kendilerine tekrarlayıp durmamızdır. Bunlar arasında doğru sayılacak kimi şeyler öylesine tatsız bir biçimde çocukların karşısına çıkarılır ki, bunları işiten çocukların telaşa kapılmalarında anlaşılmayacak bir yan yoktur. Ayrıca, bir hayli çocuk vardır ki, ne yapsalar alay konusu edilecekleri korkusunu sürekli içlerinde taşırlar. Çocukları alaya almak gibi yakışıksız bir davranış, onların gelişimi için son derece sakıncalıdır. Alay edilme korkusunun bazen bu çocukların yaşamlarının çok ileri bir dönemine kadar kaybolmayarak sürüp gittiğini görebiliriz. Bu çocuklar büyür, erişkin insanlar olur, yine de bu korkuyu üzerlerinden sıyırıp atamazlar. Kendilerine doğruyu söylemeyerek onları insan yerine koymamak da, çocuklar için çok zararlı sonuçlar doğurabilir; böylesi bir davranış, çevrelerinin ve yaşamın ciddiliğinden kolaycacık kuşku duymaya iter onları. Öyle durumlarla karşılaşılmıştır ki, okula başladıkları ilk