hypatia

Nereye saklarsın yıkılmış bir aşkı? youtu.be/WpxAhUDz180
Müzik
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hep geleceğin sorunlarıyla yüz yüze gelmelerinden ötürü devingen organizmalar için kaçınılmaz bir zorunluluk olan ileriyi görme işlevini yerine getirirken, ruhsal organ, yalnızca gerçekteki değil, gelecekte baş gösterecek bir şeyi de hissetme ve sezme gibi bir yetenekten yararlanır. Bunu özdeşleşme diye nitelemekteyiz. Söz konusu yetenek, insanlarda alabildiğine gelişmiş durumdadır.
çocukların düşlerinde rastladığımız öngörü biçimleri her zaman güçlülük tasarımlarından oluşur. Bu tasarımların boyutları ve düşlemlerin kapsamı konusunda kurallar saptanamaz, bir başka deyişle ilgili konuda da genelleştirme hatasına düşmekten sakınmak gerekir. Yukarıda söylediklerimiz çok sayıda insan için söz konusudur; ancak bazı kişilerde durum değişik olabilir. Hayata düşman gözüyle bakan çocukların öbür çocuklardan daha gelişmiş bir hayal gücüne sahip olacağı düşüncesi akla yakın görünmektedir; böyle çocuklarda öngörü daha aktif durumdadır. Dolayısıyla, hayatta birçok kötü olayla karşılaşmış güçsüz çocukların hayal gücü üstün düzeydedir; böylesi çocuklar, düş kurup dururlar hep. Gelişimleri ileride öyle bir noktaya varır ki, hayal güçlerinin yardımıyla gerçek yaşamdan kendilerini sıyırıp almaya bakar, yaşamın mahkûm edilmesinde hayal güçlerinden adeta bir araç gibi yararlanırlar.
Genellikle hiçbir çocuk yoktur ki, gerek gözleri ve kulakları, gerek devinim organlarıyla yaşam karşısına çıkarak, edineceği izlenim ve ele geçireceği olanaklardan kendi dünya görüşünü kurmaya çalışmasın. Dolayısıyla, bir insanı anlamak istiyorsak, onun yaşamla ilişkisini en çok hangi organa dayanarak kurduğunu bilmemiz gerekir. Çünkü ilişkilerin tümü önem taşır bu konuda ve dünya görüşünün oluşumunda, dolayısıyla çocuğun ilerideki gelişiminde rol oynar.
İlk kez yerden kalkıp bacakları üzerinde dikilen bir çocuk, yepyeni bir dünyanın kapısından içeri adım atar, çevresinin düşmanca bir atmosferle çevrilmiş olduğu duygusuna kapılır. Ayakları üzerinde durabilmesi, gelecek hesabına güçlü bir umutla doldurur içini; devinim yolunda harcadığı çabalar, özellikle yürümeyi öğrenmeye yönelik ilk denemeler, değişen büyüklükte güçlükler çıkarır karşısına, ama bazen de hiçbir güçlük doğurmayabilir. Biz büyüklere çoğunlukla önemsiz görünen bütün bu izlenim ve olaylar, çocuğun ruhsal yaşamını, dolayısıyla çocukluktaki dünya görüşünün oluşumunu büyük ölçüde etkiler.