Bekle Beni - Livaneli
Selim ve Leyla’nın hikayesi, okul yıllarının o masum ve heyecan dolu atmosferinde başlar. Birbirlerine duydukları aşk, hayatlarının geri kalanını şekillendirecek olan o büyük "bekleyişin" de ilk adımıdır. Ancak kader, bu iki genci huzurlu bir yuvadan ziyade, ayrılıkların keskin virajlarına savurur.
Evlilikleri; önce zorunlu askerlik, ardından siyasi fırtınaların getirdiği cezaevi yılları ve en nihayetinde vatan hasretiyle dolu sürgün hayatıyla bir sabır testine dönüşür.
Selim, ... döneminin idealist ve aydın gençlerinden biridir. Onun tek "suçu", toplumu aydınlatmak için kalemine sarılması, kitap yazması ve evinde yasaklı görülen kitapları barındırmasıdır. Sırf bu yüzden tutuklanır.
Selim için asıl yıkım, cezaevinin fiziksel koşulları değil, sorgulanacağı günü beklerken yaşadığı zihinsel boşluktur. Bu belirsiz bekleyiş süreci, Selim’in iç dünyasında büyük bir çöküşe neden olur; duvarlar arasında sadece özgürlüğünü değil, ruhunun bütünlüğünü de korumaya çalışır.
Cezaevi sonrası Selim için tek kurtuluş yolu yurt dışına kaçmaktır. İsveç’te bir kaçak olarak yaşarken, kalbi her an Türkiye’de bıraktığı eşi Leyla ve kızı Zeynep için çarpar. Bir yandan vatanından koparılmış olmanın verdiği "hain" damgasıyla ezilirken, diğer yandan yabancı bir ülkede kimliğini ve aidiyetini sorgular. Selim, başına ne geleceğini bilmeden, karanlık bir tünelin ucundaki ışığı bekler gibi ailesinin yanına geleceği günü düşler.
Uzun ve sancılı bekleyişin ardından Leyla ve Zeynep, kimlik tespiti ve birleşme işlemleri için İsveç’e ulaşır. Nihayet aile bir araya gelmiştir ancak bu kavuşma, yaşanan acıları tamamen silmeye yetmez. Selim, sevdiği kadınla yan yana olsa da, ruhunun bir parçasını geride, vatanında bırakmıştır. Başka bir ülkenin topraklarında, kendi ülkesine