Papirüs… Sadece bir kâğıt değil, insanlığın hafızasını taşıyan ilk dokunuşlardan biri. Nil Nehri’nin kıyısında sessizce yetişen narin bir bitkinin, kelimelere can veren hâline dönüşmesi. O zamanlar matbaa bir hayal bile değilken, insanlar düşüncelerini, inançlarını, hayallerini bu zarif yapraklara yazıp zamana emanet ettiler. Her rulo, bir çağın tanığı, bir yüreğin fısıltısıydı. Antik kütüphanelerde istiflenen papirüsler sayesinde, geçmişin sesi bugüne ulaşabildi. Ve bugün elimizde tuttuğumuz her kitapta, o ilk papirüs yaprağının hafif hışırtısı hâlâ duyulur. Yazının bu kadar kırılgan bir malzeme üzerinde bu kadar güçlü bir iz bırakması tesadüf olabilir mi bilmem ama tıpkı Irene Vallejo’nun da kitabında bahsettiği gibi; “Kitaplar ölmeyi reddeder.”