Yaşamakta iken yüklendiğimiz onca yaşantının kim bilir hangi birisiyle intihar edip duruyoruz her gün? İsa’yı boş mezarında bulamaz ziyaretçi kadın ama “yaşayanları ölüler arasında aramak” olasıdır çoğu zaman.
Her şeye alışması her halde insanın yaşama direnç ve azminden. Ayakta kalabilmek için. Bütün sevinç ve ümidi yok eden kader bolca gözyaşı getirse de bir an için başını kaldırıp çok yıldızlı bir göğe bakmak bile yaşamak için ayak diremeye yeterli bir sebeptir.
“Büyük bulmaların büyük yitikler anlamına geldiğini bilmeyecek kadar çocukken hâlâ ben. İyi ama nasıl olur? Olur! Bir kez daha büyük bulmaların sevinciyle sarhoşken. Öyle bir yer ki her verecekliye her hakkı helâl etmişken ve her alacaklıdan helâllik isteyecek denli tebessüm ve gözyaşı ile dolmuşken. Artık bu dünyanın bir devamı olduğuna ve bütün yaşananlara gönül hoşluğu ile bakmanın mümkün olduğuna ikna olmuşken. Muhatap tutulduğumu emniyet
etmişken. Evet, sen bizim Rabbimizsin ve ben sana belâ diyenlerdenim.”
Nisan yağmuru hep aynı kalıyor da, galiba sorulması gereken soru şu: Ben neyim? Yılan mı, istiridye mi? Nisan yağmuru, yılanın ağzında zehre dönüşüyor da, istiridyenin karnında sedef oluyor. Ben neyim ben?