■mesut

■mesut
İnsanlar okunmamış birer kitaptır. Atsız • •︎ ︎︎Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını. Z.Livaneli□ Kelimelik: #mesut
718 okur puanı
Nisan 2019 tarihinde katıldı
Helal mi, haram mı? diye nice çekişmelere sebep olan tütün Frengistan'dan zuhur edip bu 1015 yılında diyarı İslam'a girdi ve nice fitne ateşi tutuşturup gittikçe yayıldı ve şöhret buldu ve memleket zürefası onun müptelası oldu.
Sayfa 49 - Zürefa: zarif, kibar kimseler
Alıntı
Nihayet bir rivayete göre IlI. Mehmed, bir rivayete göre de I. Ahmed zamanında memlekete tütünün girmesi ve tütün tiryakiliğinin yayılması, kahve sefasına cila verdi ve kahvehanelerin şevkini, revnakını artırdı.
Sayfa 40 - Revnak: parlaklık, güzellik, süs.
Tarih
Türkiye'ye kahve XVI. asırda, Kanunî Sultan Süleyman zamanında girdi ve evvela Suriye'de, bilhassa Halep ve Şam şehirlerinde taammüm etti, İstanbul'da da ilk kahvehane 1554 (hicri 962) yılında açıldı.
Sayfa 38 - Taammüm: genelleşme.
Tarih
Tersane mandaları
Tersane havuzlarına gemi alınınca, havuzların suyu, makinelerle değil, gayet büyük bostan dolaplarıyla boşaltılırdı; havuzların yanı başında bulunan bu dolaplara da "havuz dolabı" adı verilirdi ve dolaplara mandalar koşulurdu. Dolaplara da kadimden beri Kürt neferler nezaret ederdi, bunlara "mandacı", ağalarına da "manda ağası" denilirdi. Türkiye'de mükellefiyeti askeriyenin kabulünden çok sonraları dahi tersanede bu dolaplar ve mandalar kullanılmuştır. Vatandaşlara askerlik mükellefiyetinin kabulünden sonra, kurası tersaneye düşen efrattan bedel verecekler için, para bedeli yerine mandalı bedel kabul edilmişti; yani askerliğini bahriyede yapacak olan bedelliler, kendi yerlerine havuz dolaplarına bir manda gönderirlerdi. Sahibinin yerine hizmet müddetini dolduran mandaların boynuzları yaldızlanır, terhis kâğıtları da sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılır, sahibine merasimle teslim edilir, kasabasında, köyünde de, davul zurnalı bir merasimle karşılanırdı...
Sayfa 19
İmparatorluğun son devirlerinde, bilhassa II.Abdülhamid zamanında ve Meşrutiyet'te memur maaşları her ay muntazam olarak verilmezdi. Maaş çıkması bir mesele, memurlar için adeta bir bayramdı; memurların çoğu maaşlarını sarraflara faizle kırdırır, sıkıntı içinde yaşarlardı. En küçük bir kâtipten vezirine kadar sarrafa borcu olmayan memur yok gibiydi; devlet ricalinin hususi sarrafları vardı ki hepsi bilaistisna gayrimüslim; Rum, Ermeni ve Yahudi olan bu sarraflar muazzam servet ve malikâneler, kaşaneler sahibi olmuşlardır. Sultanların ve şehzadelerin tahsisatı da memur maaşları gibiydi. Maaşların muntazam verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetiyle başlamış ve Cumhuriyet devrinde de, Atatürk'ün asil bir direktifiyle, bir adım daha ileri gidilerek peşin maaş usulü tatbik edilmiştir, bu da muhakkak ki devlet idaresinde bir asaletin ifadesidir.
Sayfa 17
Tarih