Dünyadaki insanların acaba kaç binde biri şu anda başını aya çevirmiştir? Halbuki o her şeyi, herkesi görüyor ve gafletimizin üstüne o tatlı, o iyi tebessümünü serpiyor.
Bazen şöyle söylerdi: "İstediğim gibi birine asla rastlayamayacağım... Diğerleri ise bana lazım değil!"
-" Peki ya rastlarsan?" diye sorardı Anna.
"Rastlarsam.... Benim olur."
-" Peki ya olmazsa? "
-" O zaman... Kendimi öldürürüm. Beş para etmezmişim demek ki."
...
hayattayken de hoşlanmadığı ölü birine nasıl aşık olabilirdi ki? Hayır! Ama hükmü altındaydı... Onun hükmü altında... Artık o kendine ait değildi. Fethedilmişti. Öylesine fethedilmişti ki ne kendi aymazlığını tiye alarak, ne bu olanların sinir bozukluğundan ileri gelip her şeyin geçeceğine dair kendine güven değilse bile bir umut telkiniyle, ne buna dair bir kanıt arayışıyla, ne de başka bir yolla kurtulmayı dahi denemiyordu. Klara'nın Anna'ya söylediği "Rastlarsam benim olur," sözlerini anımsadı... İşte onun olmuştu. O bir ölü değil miydi? Evet, bedeni ölü... Peki ya ruhu?
Dudaklarınız ne çok tebessüme ev sahipliği yapmış olursa olsun içiniz kan ağlıyorsa geriye kalan her şey değersizdi. Mühim olan insanların sizde seyrettiği değil, sizin kendinizde gözlerinizi kaçırdıklarınızdı. Kapanmayan yaralarınız, dinmeyen acılarınızdı.