Bazı insanlar daha anne karnında damgalanır; suçlu, kirli, istenmeyen biriymiş gibi dünyaya gelir ve ömür boyu öyle hisseder. Nalan da Hayri de görülmeyen, değersizleştirilmiş, sevgiden yoksun bu kaderi taşıyordu.
Filiz Akın’a benzeyen, güzelliğiyle ulaşılmaz görünen Nalan ve ortak acıları yaşayan Hayri'yi kader bir şekilde bir araya getirir.Yine de tüm yaralarına rağmen, birbirlerinden öğrendiler sevmeyi… Değerli olmayı, önemsenmenin nasıl bir his olduğunu… Belki de hikâyeleri tam da bu yüzden hem acı hem de insana ait: İki yaralı ruhun, birbirine tutunarak nefes almayı öğrenişi.
Kader motifi ve bebeklik döneminin ne kadar önemli olduğunu anladığımız bir kitap kesinlikle. Bebeklik dönemi hepimizin bildiği gibi duygusal temelin atıldığı bir evredir. Bir bebek-ister sevgi , ister güven, ister ihmal ve değersizlik - hissetsin yetişkinlikte de "tanıdık" geldiği için tekrar yaşanır. İşte biz buna kader motifi deriz. Yani insan, en erken yıllarında ne hissettiyse, çoğu zaman büyüdüğünde de o hikâyenin içinde yaşamaya devam eder; ta ki bu döngüyü fark edip yeniden yazana kadar. Ne mutlu ki Nalan bu hikâyeyi yeniden yazanlardan oldu.
Gülseren Budayıcıoğlu'nun kitaplarını çok seviyorum. Her konusuyla beni içine çekiyor , hayata karşı yeni bakış açıları kazanmamı sağlıyor. Yine iyiki okudum dediğim bir kitap.
Mutlaka okuyun derim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yoksulluk insanın duygularını koruyabileceği bir eşikken sefalet, insanı ve duygularını savunmasız bırakır; tıpkı Suç ve Ceza’da kadınların yine kadınlar tarafından acımasızca yargılanmasında olduğu gibi. Dunya’nın annesi, kızını Raskolnikov’un geleceği için zengin bir adamla evlendirerek hem kendilerini kurtarmayı hem de oğlunun yüksek bir mevki edinmesini umar; oysa adam, erkeklerin kadına borcu olmadığını savunan ve fakir bir kızla evlenip minnet duyan bir eş edinmeyi mantıklı bulan kibirli biridir. Sevgi yerine çıkar üzerine kurulan bu evlilikte huzurun değil fırtınanın büyüyeceği açıktır. Saint Petersburg’da yaşayan genç hukuk öğrencisi Raskolnikov da gördüğü rüyanın ve meyhanede duyduğu konuşmanın etkisiyle tefeci kadını öldürür; ardından yakalanma korkusu ile vicdan azabı arasında gidip gelen, kimi zaman sert, asi, kimi zaman umursamaz bir ruh hâline bürünerek okuru kendi iç fırtınasına çekiyor. Ona göre toplum görünmez sınıflara ayrılmıştır: Alt tabaka yaşamak ve çoğalmakla, üst tabaka ise yetenek ve gücü doğrultusunda kuralları aşarak dünyayı değiştirmekle yükümlüdür; bu nedenle kadını öldürmesinin sebebi üst sınıf insanların elinde bulundurduğu imkanlara ulaşmak mı,insanları kurtarmak mı yoksa kendi yoksulluğundan sıyrılmak mıdır sorusu sürekli yankılanır. Porfiri ise onu delille değil vicdanıyla yakalamak ister; çünkü en büyük ceza insanın kendi kendisiyle yüzleşmesidir, ancak insanlar gerçeğin acısından kaçarak başka yollardan teselli bulmayı seçerler. Böylece Suç ve Ceza, dönemin şartlarının insanı nasıl yönlendirdiğini, yapılanların bir protesto mu yoksa karanlığa teslimiyet mi olduğunu sorgulayarak insanın en büyük mahkemesinin kendi iç sesi olduğunu gösterir.
Kitabı okurken yer yer sıkılsam da bambaşka bir enerji bıraktı bende okumanızı kesinlikle
Dünyada açık yüreklilikten daha zor birşey yoktur, ama övmeden de kolay birşey yoktur. Açık yüreklilikte, yüzde bir de olsa, falsolu bir nota , hemen ahenksizlik doğurur , ardından da rezalet kopar. Övmede ise , son noktaya kadar hepsi de falsolu olsa , yine de hoş görünür ve zevkle dinlenir. Övme ne kadar kaba olursa olsun , söylenenlerin hiç değilse yarısı, dinleyene, ne olursa olsun gerçek gibi gelir ve bu, toplumun her tabakasında böyledir.