“Güzelliği sadece güzelliği için sev,” diye akıl verdi sonra. “Dergileri falan boşver. Denizine, gemilerine dön Martin Eden, sana tavsiyem budur. İnsanlarla dolu bu hastalıklı, kokuşmuş şehirlerde ne işin var ? Güzelliği, dergiler krallığının arzularına peşkeş çekerek vaktini harcıyor, her gün kendi elinle boğazını kesiyorsun. Geçen gün ne demiştin sen bakayım ? Hah, tamam; ‘Efemeraların sonuncusu olan insan.’ Peki öyleyse son efemera, üne kavuşacaksın da ne olacak ? Elde ettiğin anda zehirleneceksin. Sen böyle bir mamayı yiyemeyecek kadar basit, saf ve akıllısın bence. Umarım bu dergilere tek bir satır bile satmazsın. Hizmet edilecek tek efendi güzelliktir. Ona hizmet et, bırak o kalabalıklara lanet olsun! Başarıymış!
Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar…
İnsanların insan olarak kalmalarıydı senin en büyük dileğin. Savaşın onları insanlıktan çıkarmamalarını, ruhlarından iyilik ve acıma duygusunu çıkarıp atmamasını istiyordun.
“Televizyonu yasaklayın, işte o zaman çocuklar köşedeki o verimsiz kutu önünde aptal aptal oturmak yerine, dünyayı keşfetmeye başlayacaklardır. Televizyonu yasaklayın, aile bireyleri yemek yerken birbirleriyle konuşmaya başlayacaklardır. Televizyonu yasaklayın, kişi oturup düşünmesini, televizyon çağında ortadan kaybolmuş olan bu sanatı öğrenecektir.“