Kibir, gerçek üzüntüyle en bağdaşmayan duygudur. Bununla birlikte bu duygu insanın yapısına öyle işlenmiştir ki, insan en büyük üzüntüyü çekerken bile onu çok ender olarak uzaklaştırabilir. Kederde kibirlilik, üzgün veya talihsiz ya da katıyürekli görünme isteği ile ortaya konur ve itiraf edemediğimiz ama hemen hemen hiçbir zaman hatta en büyük üzüntüde bile bizi bırakmayan bu bayağı istekler, üzüntümüzü güçten erdemden ve içtenlikten yoksun bırakır.
Bazen genç bakirenin korku ve hayranlık dolu ak yüzünü, bazen de kıdemli sevgilisi nelidova'nın güçlü, dolgun omuzlarını anımsayarak ikisi arasında karşılaştırmalar yaptı. Evli bir adamın böylesi çapkınlıklar yapmasının doğru olmayacağı gibi bir düşünce aklının ucundan bile geçmedi, hatta birisi kendisini bu nedenle kınası, hayret ederdi. Yanlış bir şey yapmadığından Emin olduğu halde, içinde tatsız bir duygu vardı; bu duyguyu bastırmak için kendisine her zaman rahatlık veren şeyi düşünmeye başladı: Ne kadar yüce bir insan olduğunu.
Köylülerin toprak sahibiyle ilişkileri öyle bir haldeydi ki kibarca ifade edecek olursak köylüler tam bir bağımlılık durumundaydılar, basitçe ifade edecek olursak da toprak sahibinin kölesiydiler.