Hepinize Es Selam Aleyküm
Bindim atın sırtına daldım ormana. Kattım dağı, vadiyi toza dumana. Direndim, acımasız geçen zamana. Gündüzde gecede seni aradım. Ahmet Ahmet ·5 No'lu Şiir Deki ilahımız tek bir ilahtır onu inkâr edenler ayetler okunduğu zaman şaşırır ve tuhaf bulurlar Cenabı Hakka iman edenler ise ormanlarda vadilerde onu ararlar ve  onun için at sürer cihat ederler El-Muahhir İstediğini geri koyan, arkaya bırakan demektir. Allah Teâlâ, hikmeti gereği geri bırakılması gerekenleri geri bırakır. Kalpsiz Hanım Kalpsiz Hanım Ey Allahım hikmetine iman ederim Teksin birsin sen terketmezsin bizi Senden güzel bir nasip ile hikmet isterim Sen arzu edip sabredenleri çevirme geri Her çiçeğin açacağı bir mevsim vardır. Allah seni nereye diktiyse, orada yeşerecek ve çiçekleneceksin.” Bay hiçkimse Bay hiçkimse Hiç bir çiçek vaktinden önce çiçek açmaz çiçeğin açıp yetişmesi Cenabı Hakkın istemesi dilemesi mutlak hidayeti iledir Merve ͜͜͡͡✯
1000Kitap
Reklam
Feministlik İslam'a karşı işlemez,
İslam'da kadına saygı kusursuz derece de mükemmeldir 🌷 Hadis şarihleri (Aynî, İbn Hacer, Nevevî gibi büyük alimler) bu hadisteki ifadelerin biyolojik, zihinsel veya ahlaki bir aşağılama ya da yaratılış kusuru olmadığını net bir şekilde ortaya koymuşlardır: ​Zihinsel yetersizlik değildir: İslam hukukunda kadın ve erkek ibadetlerden, haramlardan ve cezalardan eşit derecede sorumludur. Eğer kadınlar yaratılıştan aklen noksan/kusurlu olsalardı, hukuki ve dini sorumluluklarının da (muhataplığının) erkeklerden daha az olması gerekirdi. Oysa İslam'da akıl hastaları muaf tutulurken, kadınlar tam muahezedir. ​Aklın Eksikliği (Şahitlik Meselesi): Hadiste Hz. Peygamber (sav) "akıl eksikliğini" doğrudan şahitlikteki dengeyle açıklar. Bu, kadının zekasının azlığı değil; o dönemin sosyal hayatında kadının ticari, hukuki ve finansal alanlardan uzak olması sebebiyle, unutmama ve yanılmama adına birbirlerine destek olmaları (Bakara Sûresi, 282. ayette belirtilen "biri unutursa diğerinin hatırlatması" prensibi) ile ilgili pratik/hukuki bir düzenlemedir. ​Dinin Eksikliği (İbadet Muafiyeti): Buradaki eksiklik, günah işlemek veya manen değersiz olmak demek değildir. Kadının muayyen günlerinde namaz ve oruçtan muaf tutulmasıdır. Bu, Allah'ın kadına tanıdığı bir kolaylık ve ruhsattır. Kulun kendi iradesi dışında, yaratıcının emriyle ibadet etmemesi bir eksiklik olarak nitelendirilmiştir; ancak bu azarlama değil, bir durum tespitidir. Pek çok İslam alimi, bu hadisin söylendiği ortama dikkat çeker. Bayram günü, kadınların arasında yapılan bu konuşma sert bir azarlama veya teolojik bir dışlama tonunda değil; latife (nükte) ve uyarı karışımı bir üsluptur. ​Nitekim hadisin devamındaki cümle aslında kadının zayıflığını değil, tam aksine erkek üzerindeki büyük etkisini ve gücünü vurgular:
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -III-
"Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince, yerine Hz. Muaviye'yi (r.a.) tayin etti. Halk: Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti, diye mırıldandı. Umeyr (r.a.) ise: Muaviye'yi hayırla yâdedin. Zira ben Resulullah aleyhissalatuvesselamın "Allahım onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğini duydum, dedi." Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4478 Evvelki yazılarıma yapılan bazı yorumlardan ötürü, daha başlarken bir noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum: Hz. Muaviye'nin "radyallahu anh" denileceklerden olduğu "şu âhirzamana kadar" Ehl-i Sünnet mabeyninde "netameli" bulunmuş bir konu değildir. Mevzuun gerek İmâm-ı Gazalî'nin İhyâ'sında, gerek İmâm-ı Rabbanî'nin Mektubat'ında ve gerekse diğer makbul/muteber kaynaklarımızda nasıl ele alındığını incelerseniz "netameli" hiçbir noktaya rastlayamazsınız. Hz. Muaviye'nin bir Sahabî olarak "hürmete layık olduğu" gayet açıktır. İttifakla da beyânlıdır. Ulemamızın bu meseleyi medar-ı bahs etmeleri, kendi aralarında tartışma konusu olduğundan değil, Şia vb. bid'a fırkaların Mü'minlerin kafalarını/kalplerini karıştırmalarına engel olmak içindir. Elhamdülillah. İşte biz de bugün o salih seleflerimizin izlerini takip ediyoruz. Rabbim, ne bu dünyada ne ötekisinde, dudaklarımızı ayak izlerinden kaldırmasın. Âmin. Bediüzzaman'ın da bu müceddidler kervanının bir halkası olduğunu hatırlarsak, elbette, ondan da bu hak yoldan başkası sâdır olmaz. Başka muradı olamaz. Zâten, Hz. Ali radyallahu anhın duruşunu "azimet" Hz. Muaviye radyallahu anhın duruşunu ise "ruhsat" noktasında ele alması, "her ikisini de" İslâm dairesi içinde gördüğünün delillerinden birisidir. Mezkûr kavramlar hakkında küçük bir özet geçersem: **Azimet "asıl hüküm"dür. Ruhsatsa şartlarına bağlı olarak uygulanabilecek "geçici
Hazreti Muaviye
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum, Bir deniz kenarı mı olur Bir dağ başı mı olur Kaçsak bu kalabalıktan. Bir yer bulsak kendimize, Düzenli yaşamalardan uzakta Bir yanımızda şehrin ışıkları, Bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar... Orada hiç yemesek hiç uyumasak, Hiç düşünmesek yarını, Sonra unutsak sıkıntısını günlerin... Ümit Yaşar Oğuzcan
Şu söz ne güzel söylenmiştir:
Mütteki olanlarda, dört alamet vardır ki, Dinin emirlerine kesin uymaktır ilki. İkincisi, fakir ve muhtaçlara vermektir; Ve kanaatkar olup ahde vefa etmektir. Bu şiirde bildirilenler, Şeyh Nasrabadî'nin şu sözünün manasıdır: Müttekinin alameti dörttür: 1-Hududu yani sınırı gözetmek. Allahü teâlânın emirlerine uyup yasaklarından sakınmak. 2-Gücü yettiği kadar vermek. 3-Ahde vefa göstermek yani sözünde durmak. 4-Mevcutla yani elindeki ile kanaat etmek.
Reklam
Reklam