Şöyle aralarda hazine gibi kitaplar keşfedince keyfime diyecek olmuyor! (Sera! Teşekkürlerim sana, kuzum!) Bütün kitaba da, ana karakterlere de yan karakterlere de bayıldım. Canımı sıkan tek şey ana karakter kızımızın düştüğü duruma tepkisini yeterince göstermemesiydi.
Kızımız evden işe işten eve, sıradan hayatını yaşayan alelade bir genç kadın. Çocukken bir gün gelmiş, canı çok sıkkınken annesi ona iki kitaplık, fantastik bir seri hediye etmiş. Maggie de oturmuş, 5 saatte okuyup bitirmiş. O günden sonra fantastik kitaplara hayran olmuş. Başka türlerde denemiş ama aynı keyfi vermemişler. Ama bu seri onun gözdesi olup çıkmış, öyle ki her detayını ezberleyecek kadar çok fazla baştan okumuş. Büyülü yaratıklar, fantastik güçleri olan lordlar, onurlu şövalyeler, düşman topluluklar, büyücüler, intikam, katliam, vahşet, dehşet, hüzün ve tabii taht kavgası.
Ve gün geliyor, Maggie yine sıradan hayatının sıradan bir gününü bitirmek üzere yatağına yatıp uykuya dalıyor. Fakat gözünü tam da gözde kitap serisinin evreninde açıyor, üstelik anadan üryan. 3 günü aç biilaç, bir yerlerden bulduğu kirli battaniyeyle örtünmeye çalışarak, açıkta geçirdikten sonra bakıyor ki buradan çıkış yok; acı çekiyor, açlık çekiyor, vücudu çizilince kanıyor. Her şey alabildiğine gerçek. O da okuduğu ve ezbere bildiği tüm bilgiyi kendi çıkarına kullanmaya karar veriyor. Yakın zaman sonra yaşanacak bir katliam da var. Diyor ki ben bu bilgilerle bu katliamı durdurur, buradaki masumların hayatını kurtarırım! Madem çıkamıyorum bu evrenden, e o zaman bir işe yarayayım...
Kitapta klişe var mı? Belki biraz ucundan. Ama Maggie kitabın evrenini yaşarken bir yandan da kim kimdir, nerede ne var, kim nereden gelmiş, ne yapacak vs okurla paylaşıyor. Bu sayede siz de hem Maggie gibi yaşıyor hem de kitaptaki evrene