Geçiciliğin Kesinliği
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme ve mal ile evlat çoğaltma yarışından ibarettir.” — Hadîd / 20 Bu ifade, insan düşüncesinin vardığı en uç noktaların bile ötesinde duran yalın bir gerçeği işaret eder: görünür olanın mutlaklığı değil, geçiciliği. Bazen tüm ideolojiler, tüm fikir sistemleri ve insanın kurduğu bütün anlam haritaları aynı noktada çözülür. Geride kalan şey, yalnızca değişimin kendisidir. Bu dünya; sabitlik iddiası taşıyan her düşünceyi sessizce tüketen, sürekli hareket hâlinde bir sahne gibidir. Belki de bu yüzden, en güçlü hakikat iddiası bile sonunda aynı yere çıkar: insanın merkezde olmadığı, her şeyin akış içinde bulunduğu bir düzen. Ve geriye şu soru kalır: Bu akışın içinde, neyi gerçekten “kalıcı” sanıyoruz?
20 li yaşların belirsizliği beni 20 yıl yaşlandırdı.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kadir Daniş: Sert şeyler söylüyorsanız büyük harflere gerek yok
Röportajı Yapan: Halime Kirazlı Mecra: Yeni Şafak Yayın Tarihi: 25/01/2022, Salı (Güncelleme: 24/01/2022, Pazartesi 22:43) Ketebe Yayınları’ndan çıkardığı "Yeryüzü Blues" isimli kitabıyla Necip Fazıl İlk Eserler kategorisinde ödüle layık görülen Kadir Daniş, kitaplarındaki katmanlı yapıyı, acıyı, sıkıntıyı ve günahların kime ait olduğunu anlattı. Eserinde hiç büyük harfe yer vermeyen Daniş, “Yeterince sert şeyler söylüyorsanız, büyük harflerle konuşmanıza gerek yok” diyor. 2020 Mayıs ayında yayınlanan "Yeryüzü Blues" isimli romanıyla 2021 Necip Fazıl İlk Eserler kategorisinde ödüle layık görülen Kadir Daniş, yeni bir roman daha çıkardı: "Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten." Genç yaşına 4 kitap sığdıran Daniş, ödüllü kitabını ve yeni kitabını anlattı. Yeryüzü Blues’da küçük bir çocuğun gözünden aile içindeki yaşanmışlıkları ve kendi duygularını gözlemler üzerinden anlatan yazar, okuru bir acıya ortak ediyor. Tam da bu noktada kitabın ismindeki blues, farklı bir anlam kazanıyor. Yazar, blues kelimesini, eserde geçen acıya vurgu olarak tercih ettiğini söylüyor ve şöyle ifade ediyor: “Malumunuz blues Amerikan zencilerinin müziği. Asırların acısından, zulmünden, eziyetinden süzülmüş bir janr. Diğer taraftan edebiyatta ve sinemada bir yer adının peşine ‘blues’ ibaresi eklenerek eser adı oluşturmak gibi bir teamül var. Yozgat Blues ya da Saraybosna Blues gibi. Yine bu teamüle göre, bu tarz isimler eserdeki acıyı, kederi, sıkıntıyı ifade ediyor. Ben de romanıma bu yüzden Yeryüzü Blues adını verdim. Blues, çünkü romanda da uzun uzun açıkladığım gibi insan yeryüzünde ancak kederli bir şarkı söyleyebilir, inleyebilir, çığlık atabilir, sayıklayabilir. Yeryüzü, çünkü romanın geçtiği ev aslında bütün bir dünyadır, yaşananlar bütün bir dünya hayatıdır ve karakterler bütün
Söyleşi-Röportaj
bana eski zamanlar lazım.. mesela 20 yaşlarım, bir de şimdi ki aklım.. ve kırılmamış bir kaç hevesim 🥀
Bir ben ve bir eleştiri meselesi
Çok minik ve kahverengi bir ben burnumun üstüne ne zaman konmuştu hiçbir fikrim yok. Ben onu aynada görünce "İnanmıyorum insanların normal yerlerinde beni olurken bendekinin burnumu seçmesi nedir?" diye ablama söylenmiştim. O da tepkime kahkaha atmış "Abartma Asra, dikkatli bakmadan fark edilmiyor bile. Rengi de koyu değil, büyük de değil." demişti. Ben de "Çıkmadan önce bana sorması lazımdı. Anladım ben o da ama ben daha büyük bir benim sonuçta! Niye çıktın ki, çıkmayı biliyorsan geri gitmeyi de bilirsin bence. Geri gitmeyi mümkün kılar mısın?" diye mutsuz bir şekilde konuşmuştum. Ondan birkaç hafta sonra ablamın arkadaşı bize gelmişti ve beni görünce "Yaa, benin ne kadar tatlıııı." diye coşkuyla şakıdığında biraz kalakalmıştım. Dalga geçtiğini düşündüm. "Hangisinden bahsediyorsun anlamadım?" dediğimde ve ablama baktığımda "O ne diyor?" edasıyla. Bana "B. benlere bayılır. Garip bir şekilde normalden çok seviyor. Resmen aşk yaşıyor. Böyle bir özelliği var." deyince ilk kez duyduğum özelliğe şaşırken kendisi "Burnundaki çok tatlı. Sevimli ve hoş bir hava katmış sana." dediğinde "Hm öyle mi, bi de o mu cidden? Habersiz ve gıcık şekilde çıktığı için sevmiyorum. Büyük ve koyu olmadığı için teşekkürlerimi ilettim ama çokça minik olsa da sayısı bence aşırı oldu. Artık burnum bile boş değil ya. ><" diye gülerken o da gülmüştü. Ablamın en sevdiğim arkadaşı. Ablam yüzünden tahammül etmiyordum, ben de sevdiğim için ve enerjisini güzel bulduğum için arada oturmuştum onlarla. Benim de benlere bir düşmancıl tarafım yoktu o zamanlarda da ama benim bedenim yani, habersiz, izinsiz ne alaka? Birkaç tane daha vardı. Neyine yetmemiş de orada da çıkarası geldi? Aşırı sevmem ama severim ve tatlı bulurum bazen. Genel olarak nötrüm. Ama kendimde gıcık kaptım. Bir de düzenli de görünmüyor,
Duygu ve Düşünce
Maç izlenecek diye
20 m2 ekranlı televizyon aldık. Daha TV'nin toz alma zamanı gelmeden dünya kupasında elenmeniz şoku!