Genel olarak çok güzel ELHAMDÜLİLLAH. Mektupların olduğu yaklaşık 200 sayfalık bölümü okumadım. Çünkü okuduğum bazı mektuplarda yapılan savunmaları naçizane anladığımı düşündüm. Özellikle imanı kuvvetlendirmek adına 7.şua (Ayet'ül Kübra ) mutlaka okunmalıdır. Vesselam.
Yeni bir kitap ile geldim Forvet
Ana Huang'ın nerdeyse bütün kitaplarını okumuşumdur. O yüzden yeni bir serinin ilk kitabını çıkarttı mı hemen okurum. Serinin adını bilmiyorum ama kapağından anlaşıldığı üzere serinin asıl teması spor romantizm Ve futbol.
Daha türkçeye çevrilmeden önce görüyordum sürekli pinterestten flan. Karakterlerin görselleri çıkıyordu önüme. Okumak da şimdiye nasip oldu.
Arka Kapağı:
O, İSTEDİĞİ AMA ASLA SAHİP
OLAMAYACAĞI TEK KADINDI.
Asher Donovan yaşayan bir efsane, Premier Lig'in gözbebeği ve -belki de-dünyanın en büyük futbolcusuydu. Ancak pervasız hareketleri ve yakın zamanda başka bir takıma transfer oluşuyla medyada büyük yankı uyandırmıştı. Ezeli rakibiyle takım arkadaşı olduktan sonra büyük bir kavga etmiş, bu yüzden de takımı şampiyonluğu elinden kaçırmıştı. Şimdiyse onunla bağ kurmak için yan yana antrenman yapmak zorundaydı.
Yaz boyunca bu antrenmanlara katılmak o kadar da zor olmamalıydı... Ta ki Asher yeni antrenörüyle tanışana kadar. Scarlett DuBois hem çok güzel hem de çok yetenekli bir kadındı ve Asher ne kadar uğraşırsa uğraşsın onu aklından çıkarmayı başaramıyordu. Fakat ortada bir problem vardı, o ezeli rakibinin kız kardeşiydi ve Asher'a tamamen yasaktı.
Scarlett DuBois, kariyeri trajik bir kazayla son bulan eski bir baş balerindi. Şimdi prestijli bir dans akademisinde eğitmenlik yapıyor olsa da hâlâ geçmişinin hayaletleriyle boğuşmaya devam ediyordu. Üstelik isteyeceği en son şey, bütün yazını Asher Donovan'la çapraz antrenman yaparak geçirmekti. Ancak ağabeyi acil bir durum nedeniyle Londra'dan ayrılınca, Scarlett kendini yakışıklı ve çekici forvet oyuncusuyla tehlikeli derecede
yakın bir mesafede bulmuştu.
İşin antrenman tarafıyla baş edebilirdi. Peki ya aşk tarafı ne olacaktı? Bu kesinlikle söz konusu dahi
200 sayfa gereksiz uzatılmıştı. Bu kadar tekrar eden sex sahneleri artık sıkmaya başladı. Oldukça olaysız sonunu tahmin ettiğimiz bir hikayeydi.
Tanışma kısımları eğlenceliydi
Bana Şans VerBecka Mack · Martı Yayınları · 202635 okunma
Haziran ayında okuduğum kitaplardan biri Rina Kent'in Acımasız Kral kitabıydı. Aslında bu kitabı, Sapkın Kral, Çelik Prenses ve Taçsız Krallık üçlemesinin sıfırıncı kitabı gibi düşünebiliriz. Çünkü bu kitapta da diğer üçlemede gördüğümüz karakterlerle karşılaşıyoruz. Diğer üçlemenin ana karakteri Aiden King iken, bu kitabın ana karakteri Levi King. Kitapta geçmiş dönemi okuyoruz; bu yüzden Aiden'ın henüz başlamış bir ilişkisi bulunmuyor.
Fakat bu kitap bana diğer üçlemeyi okurken hissettiğim birçok şeyi yeniden yaşattı. Mekânlar, yaşanan olaylar ve hatta karakterlerin bazı yönleri birbirine çok benziyormuş gibi geldi. Sanki aynı kitabın çatısını yeniden okuyormuşum hissi verdi. Örneğin öpüştükleri yerler, gittikleri okul, kullandıkları arabalar ve birlikte vakit geçirdikleri mekânlar oldukça tanıdıktı. Özellikle Meet Up adlı yer bana çok fazla dejavu hissi yaşattı. Bu yüzden karakterlerin biraz daha farklı olmasını isterdim. Özellikle erkek karakter açısından, evet kıskanç ve sahiplenici bir karakter yazılmak istenmiş ama bence onu diğer karakterlerden ayıracak daha belirgin özellikler olabilirdi.
Konusuna gelecek olursak, kitap lise çağındaki karakterleri konu alıyor. Levi King oldukça zengin ve köklü ailelerden birinin oğlu. Ancak babası öldüğü için amcasıyla yaşıyor ve bu amca aynı zamanda Aiden'ın babası. Kadın karakter ile erkek karakter arasında bir düşmanlık bulunuyor gibi görünse de aslında asıl sorun aileler arasındaki geçmişten geliyor. Daha sonra Levi, babasına çarpan ve ölümüne sebep olan kişinin kadın karakterin annesi olduğunu öğreniyor. Ancak bunu düşündüğüm kadar büyük bir mesele hâline getirmiyor; onun için geçmişten çok gelecek daha önemli. Kadın karakter ise bunu öğrendiğinde oldukça üzülüyor ve Levi'ye her baktığında bunu hatırlayacağını söylüyor.
Afganistan'da 7 ay görev yaptığımdan mıdır, atalarım Horasan'dan göç ettiğinden midir, yazarın kaleminin kuvvetinden midir, yoksa hepsinden midir bilmem hiç bitmesin istedim ve uzun süredir günde 150-200 sayfa okumamıştım.
Herkese Merhaba
Bugün sizlere Reşat Nuri Güntekin kaleminden Kan Davası kitabının yorumu ile geldim
Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 240 sayfalık bir kitap
•Reşat Nuri Güntekin’in ölümünden sonra yayımlanan bu gizli kalmış cevher Kan Davası, edebiyatımızın en sert, en ayakları yere basan toplumsal gerçekçi romanlarından biri. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda, içimde Anadolu'nun o çetin rüzgarı esiyordu sanki.
Tür olarak tam bir toplumsal eleştiri ve karakter romanı.
•"Bütün hayatımda yalnız yaşamıştım. Mektepte yalnız, hatta ordunun kalabalığı içinde yalnız..."
Ömer, Balkan ve Dünya Savaşları'nda cepheden cepheye koşmuş, gençliğini oralarda bırakmış eski bir subay. Savaş bitince asıl savaş cehaletle diyerek köy öğretmeni oluyor. Odasında hâlâ portatif asker karyolasıyla yatan, kalabalıklar içinde bile yalnız olan ama bu yalnızlığı sulu boyalarıyla, resim çizerek lezzetli bir sığınak haline getirmiş.
•Ömer’in gittiği yer öyle sıradan bir köy değil; gerçek bir ay ili gibi dünyamızın üstünde asılı kalan Yukarı Sazan Dağı... İnsanların açlıktan kurt sürülerine baltalarla saldırdığı, köstebek yuvalarında yaşadığı vahşi bir izolasyon. İşte bu çetin coğrafya, Aşağı ve Yukarı Sazan köyleri arasında nesillerdir süren, ilk nedenini kimsenin hatırlamadığı o körü körüne inandıkları kan davası canavarını besliyor.
•Peki, bunca savaştan çıkmış yorgun bir adam, neden bu vahşi dağ başında eşkıyalarla ve bu anlamsız nefretle uğraşır? Ömer’i yıllar önce Bozova İstasyonu’nda karşılaştığı, ona kırık bir çeşme tasıyla su içiren, kimsesiz adsız bir küçük kızın hatırası buraya bağlıyor. Ömer o kızı hiç unutamamış, sürekli onun büyümüş halini resmetmiş.
•Çünkü o adsız kızın temsil ettiği çocuk şefkati ve vicdan Ömer’in omuzlarına tırmanmış bir kere. "Nereye gitsen avucundaki su tası ve
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2026853 okunma