Herkese selamlar kitap dostlarım!
Uzun zamandır okumayı istediğim fakat ağır gelebilir diye sürekli ertelediğim bir kitap olan Mai ve Siyah ‘ı bitirmiş bulunmaktayım. Ben mi kitabı bitirdim kitap mı beni bitirdi bilemiyorum; zira gözyaşlarım hala sıcak… Duygularımı istediğim gibi ifade edebileceğimden emin olmamakla beraber kitabı incelemeye çalışacağım.
Haydi başlayalım…
Her şeyden önce şunu söylemek isterim ki edebiyatımızda böyle bir başyapıt olduğu için gurur duydum!
Realizmi çok seviyorum. Dünya edebiyatında bu akımın çok beğenerek okuduğum temsilcileri var. Türk Edebiyatında ise bu temayı böylesine ön planda tutan, hayatın gerçekleriyle yüzümüze tokat atan bir kitabı okumamıştım daha önce. Fakat Halid Ziya öyle bir roman yazmış ki gerçekçiliği dibine kadar kullanmış.
Hayran kaldığım bir diğer konu da psikolojik çözümlemeler, karakter analizleri ve onların iç dünyasını iliklerime kadar hissetmem oldu. Bu konuda çok başarılı eserlerimiz var, evet; fakat bunlar daha çok, yakın tarihli olanlar. Psikolojinin yeni yeni geliştiği, psikanalizin henüz emeklediği bir dönemde (1897) böylesine güzel tahliller yapabilmek her babayiğidin harcı değil diye düşünüyorum. :))
Halid Ziya Uşaklıgil hemen herkesin bildiği gibi Servet-i Fünun dönemi yazarlarından ve Mai ve Siyah da ilk batılı romanlardandır. Yazar, TV dizisinin de etkisiyle Aşk-ı Memnu kitabı ile daha çok tanınır. Fakat ben birçok edebi eserin reytinglere kurban edilmesinden dolayı yıllardır Aşk-ı Memnu’ya ve Halid Ziya’ya önyargı ile yaklaşmış ve okumamakta diretmiştim. O yüzden de yazara ilk olarak Mai ve Siyah ile başlayıp bu önyargımı yıkmak istedim. Şimdi çok pişmanım, keşke çok daha önce tanışsaydım yazar ile diye hayıflanıyor ve en kısa zamanda Aşk-ı Memnu yu da okumayı planlıyorum. :))
Gelelim kitabın