İnsanın iman etmesi, özgür irade ile mümkündür. “Zorlama imanı öldürür.” Bu nedenle iman, özgürlüğün en derin biçimidir. “Bir toplumda düşünce yasaklandığında, iman da kararır.”
Aliya’ya göre “Müslüman olmak bir kimlik değil, bir sorumluluktur.” Kimliğe indirgenen dindarlık, insanı başkalarının hatasına odaklar; ahlak ise insanı kendi sorumluluğuna yöneltir.
Müslüman dünyanın krizi, dinin giderek kimlik ve ritüele indirgenmesidir.
“İslam’ın en büyük trajedisi, şeklin korunup ruhun kaybolmasıdır.”
“Dinin dış biçimleri yaşatılabilir ama ruhu kaybolduğunda geriye sadece gelenek kalır.”
Aliya için bu, sadece kültürel bir yozlaşma değil, ahlaki bir felakettir:
Çünkü inanç, artık insanın davranışlarını yönlendiren içsel bir değer ve vicdanın sesi olmaktan çıkıp, bir kimlik işareti, bir aidiyet formu göstergesi haline gelir.
Aliya’nın açık dindarlığı, bu kapalılığı aşar; dinin vicdanı özgürleştiren ve değer üreten bir kaynak olduğunu hatırlatır. “Dindarlığın ölçüsü, ne kadar görünür olduğun değil, ne kadar adil olduğundur.”
Bu anlayış, Aliya’yı “açık toplum” fikrine de yaklaştırır. Ona göre açık dindarlık, farklı inançların ve görüşlerin çoğulcu toplumda bir arada var olabileceği ahlaki zemini kurar.
“Gerçek iman, başkasının imanına tahammül etmeyi içerir.” İman, kendine güvenen bir vicdandır; korku değil, özerklik ve özgürlük üretir. Dolayısıyla Aliya’nın “açık dindarlığı”, doğrudan açık toplumun temelidir. İnanç, özgür diyalogun alanında yaşandığında medeniyet gelişir.
Mustafa Yeneroğlu
Karar
19/10/2025