Cüneyd’in dostlarından… Cüneyd’den dinleyelim
- Çocukluğumda Bağdat’ta dolaşıyordum. Yolum bir viraneye uğradı. Ebu Câfer’ i orada gördüm. Acaba benim gelişimden incindi mi diye üzüldüm. Utana utana ona seslendim. “ Ey Şeyh bir söz söyle de dönüp gideyim.”
Ebu Câfer, Cüneyd’e soruyor.
- Ne söyleyeyim?
- Söyle, Hakk’a yol nicedir?
Ebu Câfer gülümsüyor.
- Müjdeler olsun sana ey genç! Eğer O sana istekli olmasaydı, sen ona istek duymazdın! Eğer O seni istemeseydi sen O’nun yolunu soramazdın.
Allah, kuluna kendi marifetinden bir parça verir. Marifetinden verdiği kadar da üzerine bela üşürür. Tâ ki, o kul o marifet kuvvetiyle o belayı taşısın.
Sayfa 131 - Ebu Abdullah ( Terveziydi)·Kitabı okudu
Diyor ki Zünnun:
Bu yolun başı özleyip ulaşmaktır, sonu ne özlemek,
ne ulaşmak... Câmide, bir köşede tek ve tenha, zayif ve perişan, beti benzi uçuk bir genç gördü. Onu aşk bahsinde kurcalamak istedi. Genç:
"Kes, kes bu dedikoduları!"gibilerden bir tavir
takinip dedi ki:
- Bilmiyor musun ki, yakinligin mihneti, uzaklığın
derdinden daha şiddetlidir. Zira yakinlikta mahrumluk, zeval korkusu var: Ya kaybedersem?... Uzaklikta ise visal ümidi. Belki kazanirim!…. Zeval korkusu can yakicidir. Visal ümidi de tahammül verici...
Kim bilir, Zünnun'un içi nasil yand!?..
“ Çünkü Allah’ın insan fıtratına ebedi yaşama arzusu koyup sonra da bunu ebedileştirmemesi bu duygunun boşu boşuna verilmiş olmasını gerektirir. Bu ise O’nun hikmetine, merhametine ve adaletine zıttır.”