·
Okunma
·
Beğeni
·
87904
Gösterim
Adı:
Beyaz Diş
Baskı tarihi:
9 Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
312
Format:
Ciltli
ISBN:
9786059702423
Kitabın türü:
Çeviri:
Ender Nail
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
En çok okunan klasikler, özenli çevirilerle ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucuyla buluşuyor.

Kuzey’in soğuğa ve açlığa teslim olmuş bölgelerindeki hayat mücadelesi, insanların değil, içgüdüleriyle hareket eden ve yaşama tutkusuyla dolu Beyaz Diş’in gözünden anlatılır. Annesi yarı köpek, babası ise vahşi bir kurt olan Beyaz Diş, karşılaştığı her insanla içindeki iyiliği ve kötülüğü, nefreti ve sevgiyi, vahşeti ve itaati yeniden keşfeder.

Amerikan edebiyatının en üretken isimlerinden olan Jack London, yaşadıklarını derin gözlem yeteneği ve yalın gerçekçiliğiyle harmanlayarak, insanın topluma ve doğaya karşı verdiği savaşı tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.

Okuyucuyu karla kaplı ormanların derinliklerine çağıran bu unutulmaz eseri, Ender Nail’in özenli çevirisiyle sunuyoruz.
269 syf.
·Beğendi·9/10
Sitede başlamış olan ve benim de "666" (VESVESE TEAM!) kapı numarası ile içerisinde yer aldığım Jack London etkinliğinden dolayı okuduğum bu güzide kitap vasıtasıyla sizlerle beraberiz bir kez daha güneşte kalmış Seyyal Taner taytları .. Benim açımdan zor dediğim incelemelerden biri bu inceleme .. Zorluğu kitabın okunurluğundan ya da zor okunurluğundan dolayı değil , insanların Jack London ' a karşı bakışından kaynaklı .. İstiyorum ki bu adamı herkeşler alsın okusun .. Anlatacak çok şey var ama uzun da yazmamam lazım .. Neyse yavaştan başlayalım ..

Efenim bizim halkımızda Jack London dendiği vakit istemsiz olarak bir çocuk edebiyatı akla gelmektedir .. Bunun bir nedeni , - farzı misal bu kitabı ele alacak olursak - Beyaz Diş adlı bu romanın 90 küsür ayrı kitabevinden çıkmış olması ve çıkan bu kitaplardan en az üçte birlik kısmının çocuk kitabı olarak basılmasındandır .. Bu sadece Jack London için değil , Güliver'in Gezileri ve Robinson Crusoe için de böyledir .. Halbuki Robinson Crusoe 'yu açıp orjinalinden okuyanlar göreceklerdir ki orjinal metin içinde mayın kıvamında döşenmiş yedi sekiz satırlık baya baya beyin yakan atom bombası aromalı cümleler yer almaktadır.. Ve bu eserlerin arka planında anlatılmak istenen bambaşka olgular vardır .. "Büyük resmin tamamı", "Taşlar yerine oturuyor" tribi işte caniko !! Yani demem o ki , bir çocuk kitabı zannedilen bu kitabın daha büyük ve ağır bir misyonu var biz İNSANOĞLU için .. O kısma ilerde geleceğim yalnız her zaman dediğim gibi yazarı bilmek tanımak elzem .. Pek çok Jack London incelemesi yaptım , bir de biografisinden bahsettim sizlere daha öncesinde .. Oralarda da yazdım.. Beni takip edenler , "o ellerin kökünden kopsun yeter yazma" diyecekler ama yeni okuyacakları da düşünmek zorundayım.. Kızma şekerpare !

Pek saygıdeğer kabak kemaneler ... Jack London, doğulu (Doğu diyince dudağın büzülmesin akıtırım beyninin pekmezini .. O günlerde Amerika'nın doğusu yani New York , Boston falan uygar Amerika , batı dedikleri kısım da bildiğin Vahşi Batı cicim..) ve gayet varlıklı bir ailenin kafayı kırmış kızının sahip olduğu tek oğlu ..Evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi.. Kafa kırık diyorum çünkü kadın geçirmiş olduğu ateşli bir hastalıktan ötürü balataları sıyırıp evi terk ediyor .. Piyano falan çalan son derece iyi eğitim almış bu kültürlü kadın sonrasında ruh çağırma ve ispirtizma ayinlerine merak salıyor .. Senin anlayacağın tahtalardan bir kaçı harbiden eksik .. Hal böyle olunca doğum yaptıktan sonra eksik tahtaların da etkisiyle çocuğuna bir evlat gibi değil de bir birey gibi yaklaşıyor ve ona iyi bir eğitim veriyor.. Bir ebeveyn gibi yaklaşmıyor ona .. Sonrasında kısa hayatının yarısını serseri olarak geçirmesinin bir sebebi de bu karadul kılıklı anası .. Okul öncesinde okuma yazma öğrenmesinin getirdiği artı değerle hayatına giren kitaplar ve diğer yanda sapkınca bir güdüyle harlanan macera tutkusu .. Bir de buna ek olarak Jack London' ın sözlük karşılığı olan AŞIRILIK olgusu.. Bunu ben değil kendisi söylüyor , " Hayatımda yaptığım her işte aşırıya kaçmışımdır" diyerek. Çalışman lazım deniliyor , herif bir öykü yazmak için günde 19 saat çalışıyor falan .. Tam bir manyak ! Çeşit çeşit iş yapıyor ..Fok balığı avcılığı , altın arama , istiridye korsanlığı ,postacılık , savaş muhabirliği ve daha onlarcası .. Sanırım bir tek kapı kapı dolaşıp atom bombası ve sonrasında bunla müdahale edersiniz diyip yangın tüpü falan satmamış.. Zamanında milletin altın diye gözünün döndüğü dönemlerde Alaska' ya gidip 500 kilo yükü 1.5 -yazıyla bir buçuk- saatte bir dağın tepesine (1200 metre uzunluğundaki yoldan) çıkarıp bu kış burda ölmezsem yazar olucam diyip işbu söylemi kulübesine kazıyan, andiçen bir adam var karşınızda.. Öyle bir deli ! YA HEP YA HİÇ ! "Toz olmaktansa KÜLE döneyim daha iyi." diyeninden.. Adamın hayattaki düsturu bu... Öyle çok şey var ki anlatacak .. Öyle iyi kalpli, öyle azimli , öyle güzel bir adam ki bu!! İşte bu yüzden Jack London incelemelerim bana bir işkence oluyor .. Tam anlatamıyorum ..

Neyse efenim toparlamaya çalışalım .. İşte bu Alaska 'da madencilik yaptığı günlerde kendisi doğayı, şartları ve çevre sakinlerini gözlemlediğini sanırken , kendisinin de gözlemlendiğinin hiç ama hiç farkına varmıyor .. Esasen yanlış bilinen bir olgu vardır Jack London ile ilgili .. Denir ki, Jack London kurtları kutsar , onları yüceltir , onlara hayrandır .. Küçük bir yüzde ile bu önerme kısmen doğrudur ama olayın aslı bambaşkadır.. Karşınızda iri yarı , sarışın , yorulmak nedir bilmez , mavi gözlü dev gibi bir adam düşünün .. Çifter vardiya çalışıyor yorulmuyor falan .. Orman olsa mekan , Phantom'un resurrection'ı diyeceğiz ama ortam kar,kış , buz , kıyamet .. Soğuk da işlemiyor herife.. On ayı gücünde bir de .. Saydığım tüm bu özellikler ,civarın yani Alaska yerlilerinin gözünden kaçmıyor .. Hayran oluyorlar adama .. Bunca çetin şartlarda çalışıp postu deldirmediği için de ona KURT lakabını takıyorlar .. Ve Jack London bu lakabı öyle benimsiyor ki , sonrasında Martin Eden ' da şair Brissenden ismiyle satırlarında can verdiği , ona sosyalizmi aşılayan adam olan George Sterling ' e yazdığı mektupları dahi WOLF imzasıyla gönderiyor.. Çok ünlü bir yazar olduktan sonra çıkan kitaplarının Kurt Dölü ve Deniz Kurdu ismiyle çıkmasının bir sebebi de bu ..Velhasıl kelam tarhanalı jelibonlar .. Sanırım pek çoğunuz Vahşetin Çağrısını okudunuz .. Okumadıysanız da okuyun .. Bu kitap yani Beyaz Diş , Vahşetin Çağrısının devamı niteliğinde yazılmış .. Orada da , Alaska'da altın patlaması yaşanınca kızak çekmesi için civardaki köpeklerin yetersiz kalması sonucu bambaşka bir yerden kaçırılıp Alaska' ya getirilen Buck isimli bir köpeğin başından geçenler anlatılanlar..

Gelelim kitabımıza... Hani çok ama çok efsane filmler vardır.. Daha girişte kameranın açısından , görüntünün akışından anlarsınız bunu .. Bu kitabın girişi size o aurayı veriyor .. Kar ve buzlar altında bir mekan tasviriyle başlayan sayfalar üzerine harala gürele bir kovalamacaya dalıyorsunuz ..Bunu öyle güzel yedirmiş ki Jack London , anlatılır gibi değil .. Ben spoiler vermemek adına anlatmayacağım sizlere ama o tarihlerde , 1900'lerin başlarında böylesi bir şeyi yazmak .. Bir romana böyle girmek ..Ve bu romanın o dönemde neredeyse hiç tanınmayan bir yazar tarafından yazıldığını bilmek .. Yazılanları su gibi içerek okumak .. Tüm bunlar "Jack London Etkisi" dediğim olgu .. Ne zaman okusam bir girdabın içine düşüp sonrasında dehşet hızlı akan bir akarsuda yol alıp ,denize ulaşıyorum.. Kahramanımız isminden de anlaşılacağı üzre kurt ve köpek kırması bir KURT ! Kurt diyorum çünkü kendisi safkan olmamasına , bir melez olmasına rağmen hemcinsleri olan köpeklere düşman ..Kitabın ana çatısını oluşturacak hikayemiz de , Beyaz Diş isimli bu kurdun doğduktan sonra insanların eline düşmesi ile start alıyor .. Jack London' ı bu noktada ayakta alkışlamak lazım .. 269 sayfa boyunca neredeyse hiç diyalog kullanmaksızın bir hayvanın bakışından insanı , insan üzerinden de bir kurdun hayatını aktarmış bizlere .. Öyle kısımlar kaleme almış ki , bazı yerlerde kime insan kime hayvan diyeceğimi şaşırdım .. Bu açıdan bakıldığında insanoğlu denen yok olası canlının kıyıcılığını da bizlere muhteşem olaylar dizisiyle aktarmış .. Kitapta sanırım en çok sevdiğim kısımlar doğduktan sonraki, gelincik ve sincap ile giriştiği savaşların yeraldığı yerler oldu ... Tek kelimeyle EPİK ! Bu arada ben Oda Yayınlarından alıp okudum .. Çeviri muhteşemdi .. Rast gelirseniz gönül rahatlığı ile alıp okuyabilirsiniz .. AH!! Az daha unutuyordum BOZ RENKLİ BU KURDU TÜM KAPAKLARDA BEYAZ ÇİZEN O ELLERİNİZ KIRILSIN ULAN SİZİN !!!

Bir sonraki incelemede görüşmek üzere KUKUMANJEROLAR !!

Esen kalın , İŞSİZ kalın !!

Kısa bir not ..

Martin Eden ve Deniz Kurdu isimli kitapları, Amerikan edebiyatında (denizlerde geçen) Herman Melville ' ın Moby Dick isimli romanıyla gelmiş geçmiş en sağlam eserlerdir ve Melville' in bu alandaki roman tekeline son verip zirveyi beraber paylaşmışlardır..Ha bu arada Moby ismiyle dinlediğiniz ecnebi gavur sanatçı da bizzat bu Herman Melville ' ın torunudur ..

Bkz : Oh sinyor Tuco !! Ne mübarek bir zatsın sen !
258 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Yine bir Jack London eseri. Yine vahşi doğa, zorluklar, hayatta kalma mücadelesi ve bir hayvan dostumuz... Jack London okumaya Vahşetin Çağrısı ile başlamıştım ve o kitap bende güzel düşünceler bırakmıştı. Bir sonraki London kitabı olarak Beyaz Diş'i okumaya karar verdim. İyi ki böyle bir karar vermişim! İki kitap arasında bir karşılaştırma yapacak olursam Beyaz Diş'i tercih ederim diye düşünüyorum. Bunda Beyaz Diş karakterinin etkisi büyük. Vahşetin Çağrısı'nda Buck'ı sevdiğimden çok daha fazla sevdim Beyaz Diş'i. Henüz London okumadıysanız Beyaz Diş'i Vahşetin Çağrısı'ndan sonra okumanızı öneririm. Bunun nedeni sadece Beyaz Diş'in daha güzel olması değil, Vahşetin Çağrısı 1903, Beyaz Diş ise 1906 yılında çıkmış, dolayısıyla çıkış tarihine göre okuyarak da yazarın benzer bir konuda kendini nasıl geliştirdiğini görebilirsiniz.

Ana karakterimiz kitap ile aynı isimli yarı köpek-yarı kurt olan Beyaz Diş. Ancak kitabın giriş kısmında Beyaz Diş değil annesi çıkıyor karşımıza. Beyaz Diş'in annesi Kiche ile ilgili birkaç bölüm okuduktan sonra Beyaz Diş'in dünyaya geldiği kısımlara geçiyoruz. Bu kısımlarda Beyaz Diş'in kendisini ve çevresini keşfetme, içgüdülerinin farkına varma ve dünyayı anlamlandırma sürecini okuyoruz.

Romanında yer verdiği ortamları kendisi de gidip görmüş olan Jack London bu sayede Kuzey Toprakları'nın vahşiliğini, sert hava şartlarını daha gerçekçi bir şekilde aktarıyor okura. London Beyaz Diş ile belki de hayvanlar aracılığıyla bizlere gönderme yapıyor. Beyaz Diş'in insanları Tanrı olarak görmesinin arka planında insanların çeşitli otoritelere bakış açısı vardır belki de. Beyaz Diş romanında ön plana çıkan noktalardan biri de yaşanan olaylar ve durumlar karşısında Beyaz Diş'in zihninden geçenlerin anlatıldığı bölümlerdi. Bu noktada ortaya konan başlıca düşünce davranışları şekillendiren çevresel unsurlardı. İnsanın doğuştan gelen çeşitli güdüleri olsa da davranışlarının şekillenmesi anlamında çevrenin etkisi kesinlikle yadsınamaz. Romanda bu durum Beyaz Diş'in doğduğu ve ardından zorla içine sokulduğu çevreye uyum sağlama süreci ile anlatılıyor. Aslında biz canlılar ne kadar benzeriz birbirimize. Alıştığımız ortamdan koparıldığımızda, yeni bir düzene ayak uydurma konusunda bir hayli zorlanıyoruz. Yine dikkat çeken bir diğer nokta da şu: Adilbarış adı verilen bir kavram vardır ve bu kavramın mantıksal çerçevesi şu şekilde çizilebilir: "Eğer adalet istiyorsak adil olmalıyız." Kötülük yaptığınız birinden iyilik veya saygı beklemek şekline indirgeyebiliriz bu durumu Beyaz Diş için. Beyaz Diş ve diğer kurt, köpeklere yapılanların yanında onlardan tam bir itaat beklemek oldukça trajikomik.

Jack London'un insan dışında bir canlıyı ele alıp bu denli ustaca anlatışına diyecek söz yok tabii ki. Sanırım genelin aksine ismini söylediğimizde aklımıza insan karakterler yerine kurt, köpek gelecek tek yazar Jack London. Bunu da sonuna kadar hakkını vererek yaptığına şüphe yok. Sanırım yazarın ana karakterlerini hayvanlardan oluşturduğu iki kitabı kaldı: Deniz Kurdu ve Katıksız Sevgi. Beyaz Diş ile yükselen beklentilerim bu kitaplarda da karşılanacak mı diye merak etmiyor değilim. Sonuç olarak Beyaz Diş sevdiğim bir kitap ve karakter oldu. Jack London okumaya başlamamın da oldukça doğru bir karar olduğu aşikar. Okumayanlara, okumayı düşünenlere, okumakta tereddüt edenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
  • Sefiller
    9.1/10 (6.720 Oy)8.070 beğeni27.734 okunma10.605 alıntı180.861 gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (3.649 Oy)3.540 beğeni14.857 okunma2.064 alıntı57.048 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (5.853 Oy)5.586 beğeni21.415 okunma15.118 alıntı207.259 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.6/10 (6.931 Oy)7.567 beğeni25.029 okunma17.911 alıntı213.555 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (4.566 Oy)4.661 beğeni16.022 okunma3.647 alıntı82.900 gösterim
  • Melekler ve Şeytanlar
    8.7/10 (3.455 Oy)3.515 beğeni14.628 okunma773 alıntı50.166 gösterim
  • Empati
    8.4/10 (3.358 Oy)3.365 beğeni13.712 okunma812 alıntı63.505 gösterim
  • Sineklerin Tanrısı
    8.1/10 (5.306 Oy)4.914 beğeni17.319 okunma1.315 alıntı80.848 gösterim
  • Da Vinci Şifresi
    8.7/10 (4.581 Oy)4.811 beğeni18.833 okunma702 alıntı58.818 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (11.532 Oy)14.327 beğeni41.521 okunma15.772 alıntı269.657 gösterim
258 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Biz insanoğlu nasıl bir varlığız?
...
Güçlü yanlarımız da var zayıf yanlarımız da.
En güzel yaratılan da biziz en âciz de.
Sahip olduğumuz şeyleri iyi ya da kötü kullanmak bizim elimizde.
Peki ama bize hiç zarar vermeyen bir hayvana işkence etmek hakkını nerden buluyoruz? Sırf yaratılış olarak üstün oldukları için mi kendilerinde bu hakkı görüyorlar?!Bunu yaparken ne düşünüyorlar, nefslerinin onları alaşağı ettiklerinden haberleri yok mu?Vicdanlarının sesini neden işitmezden geliyorlar? Yoksa vicdanları kurumuş, pas tutmuş ve ebediyen mühürlenmiş bir yerden mi ibaret...

Tüm bunları düşünürken bu ayetin gerçekliği bir kez daha yüzüme vuruyor:

"Gerçekten insan, ziyan içindedir."
(Asr suresi/2. ayet)

Hem de ederi olmayan bir ziyan...
Ve çok daha kötüsü farkına varılmamış bir ziyan...
Kitabı elime aldığımda bu kadar muhteşem bir kitap olduğunu bilmiyordum ve beni bu kadar sarsacağını da.Kitapta annesi kurt babası köpek bir yavrunun hayat hikayesi anlatılıyor.Daha önce birçok kitap okudum ama bir hayvanın düşüncelerinin anlatıldığı bir romana rastlamamıştım hiç. Ama Jack London bunu gayet başarılı yapmış.Başta buna şaşırsam da kitabı okurken hayvanlarla yaşantılarımızın ne kadar benzediğini kavradıktan sonra neden bu kadar başarılı olduğunu anladım.Baş kahramanımız Beyaz Diş her ne kadar yarı köpek yarı kurt olsa da birçok yönden benziyor biz insanlara...
Nasıl doğduğu, neleri öğrendiği, neleri yaşadığı, insanoğlu ile nasıl tanıştığı ve yabana ait olmasına rağmen nasıl evcilleştirildiği...Hepsi bir bir anlatılıyor kitapta.Bir hayvanın düşünceleri büyük bir titizlikle, nakış nakış işleniyor satırlara.

"İyilik bir şeçenektir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar." demiş Anthony Burgess.
Kitapta bu iki insanı da görüyoruz.İyiliği seçip başarılı olan ve kötülüğü seçip ziyâna uğrayan.
Bir insanın yapabileceği en büyük iyilik ise sevmektir zannımca.
Bir eşyayı, bir hayvanı, bir insanı ya da bir bakışı...Ama sadece sevmek her ne olursa olsun...
Efendisi de bunu yapıyor Beyaz Diş'e.Acılarını dindirmek ve yeniden topluma kazandırabilmek için sevgisiyle tedavi ediyor onu.
Kitabın sonlarına doğru duygusal boyutun sınırlarını aşıyor Jack London.Gözlerim doldu okurken.İki kolu iki bacağı kesilen köpek hep aklımın bir köşesinde durdu.Yutkunamadım bazı yerlerde.Uzun zamandır duygularımı böylesine hareket ettiren bir kitap okumamıştım.Aynı zamanda çok şey kattı bana bu kitap.En önemli katkısı ise hayvanları sıradan bir canlı olarak görenlerin aksine ben, çoğunun gözlerinde yaşantılarından bir iz taşıyan o anlamı arayacağım...
Jack London'un bu etkileyici eserinden dolayı ona bir teşekkür borçluyum.Ve bunu da galiba başkalarının da onu okumasına vesile olarak yapabilirim.:)Bu incelememi okuyan değerli arkadaşım sana da çok teşekkür ederim.Birşeyler anlatıp okumana vesile olabilirsem eğer ne mutlu bana.:) İnşallah sen de en kısa zamanda bu kitabı okur ve benim gibi o eşsiz tadına varabilirsin...

İyi okumalaar... :)
258 syf.
Jack London hayranlık duyduğum yazarlardan biridir. Daha önce okuduğum kitapları da harikaydı. Fakat bu kitap farklı.
Bu kitapta bir kurtun hikayesi var. Aslında çeyrek kurt demek daha doğru olur.

Kitabın başında hikayenin insanlar üzerine kurulu olduğunu düşünmüştüm. Yani insanların gözünden kırma bir kurdu (Beyaz Diş) anlatacak sanıyordum. Oysa kitabın bence en güzel yanı yanılmam oldu. Çünkü hikaye kurdun üzerinden anlatılmış. Ve bunu o kadar güzel yapmış ki yazar, gerçekten büyük hayranlığıma mazhar oldu. Nasıl bu kadar iyi gözlemlemiş? Sanki önceki hayatında yazar kurttu (reankarnasyona inanmam, teşbih olarak söylüyorum) ve bu hayatında o günleri çok iyi hatırlıyor ve kaleme alıyor diye bile aklımdan geçti.

Bu kitabı bana bir hocam tavsiye etmişti. Kendisi 75 yaşlarındaydı. Söylediğine göre lise zamanları okumuş. Beni çok etkiledi demişti. Neredeyse 60 sene sonra bile o etkiyi gözlerinde görmek mümkündü.
258 syf.
·2 günde·9/10
Merhaba 1K Ailesi.

Diğer yorumlarıma benzer bir yorum olmayacak sanırım bu sefer. Biraz daha kişiselleştireceğim ama kurallara da sadık kalmaya çalışacağım. Vahşetin Çağrısı ve Martin Eden’i okuduktan sonra benim Jack London hassasiyetim zirvelere çıktığı için o yüzden çok büyük bir beklenti içinde okudum. Beklentim boşa mı çıktı? Elbette ki “ Hayır ! “ Jack London’un diline alıştıktan sonra, o süslü ve sürükleyici, harika betimlemelere hayran kaldığım için diğer kitaplarını da okuma gereği duyup hemen elime aldım.

Gelelim kitapla ilgili bölüme; Son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı bir roman. Başlarda ne oluyor falan deyip sıkılıp kitabı bırakmayın sakın. Bir kurt ile köpeğin kanını taşıyan Beyaz Diş’in Vahşi Yaşamdaki hayata gözlerini açışı ve hayat mücadelesi var. Sonradan Kızılderelilerle tanışıp vahşeti tanıması, insanların acımasızlığını görmesiyle devam eden süreç. Dünyayı , yaşamı, insanları ve hayvanları bir kurdun gözünden görmemizi ve onun gibi düşünmemizi sağlıyor bu roman. Onun yaşadığı maceralarda onunla beraber acımasız olabiliyorsunuz, sevgiyi yeterince tatmadığı ve bilmediği için yaptıklarından dolayı yadırgamıyorsunuz. Çünkü kendi yaşam mücadelesi ve geldiği yerin dokusu var onda. Bir kurt köpeği yaşamı değil de içinde insanlık var. Hayatta kalma mücadelesi var. London; boyun eğmez, amansız bir doğal ve sosyal çevrede, insan ve hayvanın yaşama mücadelesini etkileyici bir gerçeklikle sunmuş. Daha sonra yine insanlardan sevgi ve şefkat gördüğünde bu kez buna karşılık olarak sevgi ve saygı vermesi gerektiğini öğretmiş bu romanında. Sonlara doğru o vahşi köpeğin evcilleşmesi öyle duygusal ki. Son bölümlerde sahibine karşı olan ilgisi hele hele son bölümün tamamı artık duygusallık doruktaydı. Gözler dolabilir... Dikkat !!

Ana fikire değinip bitireyim. Her canlı vahşi de olsa sevgiye muhtaçtır. Hayatta kalmak için savaşıp zorluklarla mücadele etmelidir. Sevgiyi ve saygıyı öğrettikten sonra, şefkatle yaklaştıktan sonra hayvanlar vahşi de olsa evcilleştirilebilir.

Elbette ki tavsiye ediyorum. Bir çok yayınevinden çıkmış. Ama siz güzel bir çeviri ile okuyun. Kitap okurken kurtlarla ilgili belgeselin tadına da bakacaksınız. ;-)

İyi okumalar arkadaşlar.
258 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Jack London'la tanışma kitabım Adem'den Önce adlı eseriydi. Kaynaşma kitabım ise hemen ardından okuduğum Beyaz Diş oldu... İki kitap arasında hem konu, hem konuyu ele alış şekli hem de mesaj itibariyle bol bol benzerlik yakalamak mümkün. Ancak tabii ki ayrıştırıcı taraflar da var. İki eseri bu kadar kısa süre içinde peş peşe okuduğum için doğal olarak incelemeye de yansıyacaktır bu durum... Bende bıraktığı etki açısından Adem'den Önce, burun farkıyla önde. Ve nedeni de sanırım, o kitabın olabildiğince insandan arındırılmış olması... Mesaj çok açıktı ve size sadece bir film şeridi gibi ya da sanal gözlük takıp bir ormanın içinde dolaşmak gibi kitabı okumak kalıyordu.

Beyaz Diş'de ise durum biraz daha farklı. Mesaj yine çok açık. Ancak bu kez kaptırıp gitmek o kadar kolay değil. Kitabın başından sonuna kadar farklı coğrafyalarda gezinip, farklı insanların ve hayvanların yaşamlarına tanık olup, farklı duygu yoğunlukları arasında gidip geliyorsunuz. Beyaz Diş'in sahiplerine bağlanması gibi siz de ona bağlanıyorsunuz. Beyaz Diş kendini öyle ya da böyle sevdirmeyi başaran bir kurt. Jack London bu sayede bütün kontrolü ele alıyor. Kitapta sizi bir o yana bir bu yana savuruyor okur olarak. Karşı koyma ihtimaliniz neredeyse yok.

Kitabın giriş bölümlerini oluşturan ilk üç bölümü büyük bir hayranlıkla okudum. Ki, Beyaz Diş'in sahneye çıkması 5 veya 6. bölümde gerçekleşiyor. Burada Jack London'ın bana göre müthiş bir yazarlık yeteneği ön plana çıkıyor. İlk kitapta da görmüştüm onu ama bu kadar baskın değildi. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemelere bulaşmadan sizi öyle bir sokuyor ki atmosferin içine; sanırım peş peşe iki kitabını okuyup üçüncüsünü de sipariş etmemin ardında yatan nedenlerin başında bu geliyor. Çık çık bitmeyen vadileri, çatallaşan yolları, şehre uzanan patikayı, tepenin ardındaki eskimiş kulübeleri, gölgesinin bilmem ne yaptığı uzun ağaçları hiç işin içine sokmadan sizi, anlattığı yerle buluşturuyor. Ve öyle bir buluşma oluyor ki bu, yazmayı o an bıraksa, sanki kaldığı yerden devam edecekmişsiniz gibi kendinizi oraya ait hissediyorsunuz.

İşte böyle bir ortamda başlıyor kitap. Eğer okuduğunuz ortam da bu atmosfere dahil olmanıza izin veriyorsa kendinizi üşürken ve olacakları endişe içinde beklerken bulmanız mümkün. Anne kurdun kısa hikayesiyle birlikte geçiş süreci tamamlanıyor ve Beyaz Diş yaşamın ışığını takip ederek aramıza katılıyor.

Bundan sonrası kitabı okuyacaklara ait... Ben yine çevre yolundan dolaşmaya devam edeyim ve kitabın bana yaptırdığı bazı iç hesaplaşmaları ve sorgulamaları sizinle paylaşayım...

Kitap boyunca en fazla içgüdü kavramını sorguladım. Kendi içgüdülerimi... İçimde var olan, hayatımın ne kadarında etkili olduğunu kestiremediğim içgüdüler... Hani hep deriz ya, 'insan da bir hayvandır' ya da 'insanın bir hayvan tarafı vardır' diye... İşte bunu sınamanın ölçüsü içgüdüler olsa gerek. Bizi hayvandan ayıran aklımıza sığınıp elimizin tersiyle ittiğimiz içgüdüler. Akıl varsa içgüdüye ne hacet? Ne de olsa her şeyi akıl yönetmiyor mu? O yüzden yeryüzünün en güçlü canlı varlığı biz değil miyiz?

Ancak kazın ayağı öyle değil sanırım. İçgüdülerimize ihtiyacımız var. Biz onu ikinci plana atsak da hala onun etkisi altındayız aslında. Belki çoğu zaman akıldan bile üstün geliyor üzerimizdeki etkisi... Acaba günlük yaşamda akıl ve mantıkla verdiğimizi düşündüğümüz tepkilerin, davranışların kaç tanesinin gizli öznesi içgüdülerimiz? Acıkınca yemek aranmaktan bahsetmiyorum. En yakın kebapçıyı arayarak 1,5 az acılı dürüm söyleyerek karnımızı doyurabilme becerimiz değil söz konusu olan... Hayata bakarken, hayatı algılarken, insanlarla kurduğumuz ilişkilerde, duygularımızda, beklentilerimizde, hırslarımızda içgülerimizin ne kadar etkisi altındayız?

Ya da daha önemlisi kendimiz için bir karar alırken... Ya da 6. his dediğimiz ve hiç beklemediğimiz yerlerde karşımıza çıkan o gizemli dürtü... Bazen karar vermeden önce uzun uzun düşünür, mantık köprüsünden geçer, içler dışlar çarpımı yapar, toplumun baskısını, çevrenin dayatmasını, 'elalem ne der'leri tek tek hesaplar, tüm bunların ardından alınması gereken kararın ne olduğunu net bir şekilde ortaya çıkarmamıza rağmen son saniyede hiç tereddüt etmeden mutlak bir bilgelikle tam tersi bir karar veririz. Çünkü bizim Beyaz Diş'inki gibi ensemizde dikleşen tüylerimiz, genizden gelen hırıltılarımız olmasa da, ona gelen sinyali bize de gönderen mutlak bir güç var içimizde... İşte o güç içgüdülerimiz olsa gerek...

İşte Beyaz Diş'in bana öğrettiği en güzel şey buydu. İçgüdülerinle barış, aklını kullanırken onu da ihmal etme. Hatta beyninde ve kalbinde ikisine de yer açarsan senden alâsı olmaz dedi bana. İçgüdülerinle barışık olursan kendini topluma karşı, insanlara karşı, yenilgilere karşı, kötü sürprizlere karşı korursun diye ince ince anlattı bu işin inceliklerini...

Bir sonraki Jack London buluşmamızda 'Vahşetin Çağrısı'na kulak vereceğim... İçgüdülerim, onun da bana anlatacağı çok güzel şeyler olacağını söylüyor... Herkese keyifli okumalar dilerim...
258 syf.
·Puan vermedi
Beyaz Diş konu olarak vahşi yaşam ve insan davranışın hayvan üzerindeki etkisi ön plana çıkmaktadır.Vahşi doğa yasaları göz önüne alınarak,hayatta kalma mücadelesiyle kendini sürekli farklı bir durumda bulan farlı koşullara ayak uydurmaya çalışan ve insan tanrıları anlamaya çalışan Beyaz Diş'in hikayesidir.Başlarda içinde vahşet uyandıran,sevgi nedir bilmeyen ve hep dayakla merhametsiz bir şekilde eğitilen Beyaz Diş'in hayatı Weedon Scot ile tanışınca çok farklı bir boyuta ulaşır , çünkü yeni tanrısı ona sevgiyi öğretir ve Beyaz Diş hayati boyunca ona sadık olarak kalır ve sevgisini her fırsatta ona gösterir.
Beyaz Diş'in davranışında doğanın etkisi ve insanlar arasındaki karşıtlık dikkat çeker.
Okumanızı tavsiye ederim.
256 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Ben bu kitabi muhtemelen çoğu okurdan daha farklı bir gözle değerlendiceğim. Hani şu haberlerde gördüğünüz barınak basan, hayvan katillerinin üzerine yumurta fırlatan sizin, kırık oldugunu düşündüğünüz insanlar varya. Hah iste ben bizzat onlardanim. Hayvanlarla aram insanlara nazaran daha iyi. Markete giderken sokak kopeklerine selam veririm. Bu sebepledir ki bu kitap beni zırıl zırıl aglattı. Hayvan emeginin sömürülmesine karsiyim. Aladdinin ciniyle karsilassam köpek dövusturen insanlarin soyunun kurumasi ilk dilegim olur. Hele scoot o guzel smith in suratina yumrugu indirdi ya nasıl hosuma gitti anlatamam.Bu kitapla ilgili tek olumsuzluk ise bu kitabi daha önce neden okumamis oldugum. Beyaz diş benim hayatimda yeni bir sayfa açti. Böyle kitaplar iyki var. Bide konusu gelmisken sokak ortami malum. Onlar icin bi kap mama bi kap su koymayı ihmal etmeyin. Kamu spotumu da verdim bitiriyorum =)
175 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
KURT KURTTUR
KÖPEK KÖPEKTİR

Bir elinizle bir hayvana neler yapabilirsiniz?
Vurabilirsiniz!
Dövebilirsiniz!
Ateş edip öldürebilirsiniz!
Okşayabilirsiniz!

Seçeneğiniz sizin karakterinizdir.
Hayvanların dünyası bambaşka; onların ne düşündüklerini, ne hissettiklerini anlamak zor.
Eğer bir köpek beslemişseniz onun kuş, balık, kedi beslemekten bambaşka bir şey olduğunu bilirsiniz.
(14 yıl bir Alman kurdunun sahibi olmak hayatımda belki de en anlamlı şeylerden biriydi.
Ateş...
Tüm mahalle biz sokağa çıktığımızda kaçışır ve biz onunla bomboş sokaklarda rahatça yürüyüşe çıkardık.
O yanımdayken gerçekten hiç kimseden korkmazdım. Sadece komutumu beklerdi her an saldırmaya hazır. Kaybedeli çok oldu ve bunları yazarken o günlere dönmek burktu biraz.)
......
Bizim kahramanımız evcil bir köpek değil gerçi, vahşi bir kurt.

Ormanda doğal seleksiyon gereği güçlü olan hayatta kalır, ya öldürür yaşarsın ya da ölürsün!
O da öldürür hayatta kalmak için.
......
Beyaz Diş evcilleştirelemeyen kavgacı, hırçın, kimseyi sevmeyen, kimse tarafından sevilmeyen bir kurttur.
Onu ele geçiren,evcilleştirip köpekleştirmeye çalışır, o ise sevgiden değil korkudan boyun eğer, sahipleri için özgürlüğünü feda eder ama sahiplerinden yediği dayaklarla hayatı cehenneme döner.
.....
Ta ki “bir el” başını okşayana kadar.
Acıyla, şaşkınlıkla direnmeye çalıştığı bu ele, sevgiye direnci kırılır .
Hayata ruhça ve bedence sıkı sıkıya bağlıdır zaten.
Artık o elin sevgisi için her şeyi göze alır, ölümü bile...
.....
“Köpeğe verilen bir kemik yardımseverlik değildir. Yardımseverlik, siz de köpek kadar açken onunla paylaşılan kemiktir.” der London. Bu roman realist bir yaklaşımla bir hayvan anatomisi çiziyor adeta. Sürükleyici, açık, duygusal bir “sevgi” kitabı ...
258 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Vahşi bir kurt mu daha acımasızdır, yoksa akıl gibi bir nimetle bezenmiş insan mı? Her canlının doğasına uygun bir şekilde yaşadığını düşünürsek vahşi kurt daha mantıklı bir seçim olacaktır. Üstelik insanın düşünen, akleden bir varlık olduğu bilindiği için ilk bakışta çelişkiye girilmesinin anlamı yoktur. Hadi onu da geçtim. Barış içinde yaşanması gereken şu dünyada, yalnızca ekmek kavgasının hüküm sürdüğü vahşi ortamda, hayvanların ne zorluklar içinde bu ihtiyaçlarını giderdiği yadsınamaz bir gerçektir.
Doğanın iklim şartları -hele ki burası her bir yanı buzlarla kaplı Güney Alaska ise- bazen en vahşi hayvanları bile dize getirecek boyutta zor olabiliyor. İşte bu hayat şartları, bu canlının fıtratını daha çok tetiklediğini varsayarsak bu seçim gayet akıllıcadır.

Peki insan ile vahşi bir kurdu karşılaştırmamızın altında yatan amaç neydi? Yazarın bu kitap aracılığıyla okuyucuya asıl vermek istediği anafikir bu sorunun cevabıydı benim nezdimde. Kitabın sonlarına doğru olayın akışına bıraktığın aklındaki tüm beklentilerini alabora edecek kadar kuvvetliydi bu tespit.

Aslında yabanilik, vahşilik, insanlık, akıl, fıtrat... Tüm bunlar ve bunlara benzer birçok kavramı bir kenara bırakalım ve iki canlıyı da salt bir varlık olarak ele alalım. İkisi de henüz yoğurulmamış, şekil verilmemiş birer hamur değil midir? İkisinin de eğitime ihtiyacı var kendi ortamlarına göre. İşte tam bu noktada eğitimin bir canlının gelişiminde, hamurun şekle girmesinde nasıl önemli rol oynadığını, bu kitap aracılığıyla görüyoruz...

Sayfaları her çevirdiğinizde vahşi bir kurdun sevecen, insaflı ve samimi duygularla nasıl bir insan kadar sağduyulu ve merhametli bir canlıya dönüştüğüne, öte yandan aklı ve ifade yeteneğiyle çok özel bir varlık olan insanın da sevgi, saygı ve anlayıştan uzak, acımasız bir hale geldiğine şahit oluyorsunuz.
Bu da gösteriyor ki; eğitimin içeriği, veren kişiyle çok alâkalı bir durumdur. Eğitmen ne kadar cahil ise o derece yanlış bir tutum içine girebiliyor. Ya da niyeti kötü bir birey yetiştirmek olursa şayet böyle insanlıktan çıkaran bir eğilime girebiliyor maalesef. Ee, zehirli bir eğitimin, insanı vahşi bir hayvana dönüştürebileceği herkesçe malumdur ve öyle de bir sonuç doğuruyor ne yazık ki....


Yazarın bir kurdun psikolojisiyle düşünerek olayları, duygu ve düşünceleri kendine has yorumunu da katarak sayfalara aktarması vahşi hayvanlar hakkında bildiklerimize çok farklı bir boyut getiriyor. Okurken sanki herkesin ve her şeyin birebir içinde gibi hissetiriyor oluşu ise okurların büyük keyif almasını sağlıyor...
Okuduktan sonra kitapla tanışmış olmaktan büyük memnuniyet, aynı zamanda bu kadar geç tanışmış olmaktan da pişmanlık duyacaksınız.
Alaska'nın o dondurucu soğuklarını hayalinizde canlandırırken; Beyaz Diş'in o özel kişiliği ile yüreğinizi ısıtacaksınız...

Keyifli okumalar dileğiyle.
258 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
"Jack London ile yabani kuzey topraklarına doğru"

Maddi sıkıntılı bir çocukluk geçiren Jack London ağabeyimiz. Liseye gitmeyip 15'li yaşlarında San Francisco kıyılarından para kazanmak için kendi teknesiyle maceralı bir hayata açıldı. Tüm Amerika'yı dolaştı. Parası olmayınca da dilendi. (Toplumun en düşük seviyelerini görmüş anlayacağınız) Sonrasında hayatını değiştirmek üzere lise sınavlarını dışarıdan vererek üniversiteye girdi. Daha sonrasında maceralı hayatını özlemiş olacak ki Kanada'da altın bulmak üzere yolculuğa çıktı. Bu yolculuk onun yazarlığının keşfi oldu. 3'ü roman 15 tane eser yazdı hayatında. Tabi maceralı bu hayattan vücudu yorulmuş olacak ki 1916'da 40 yaşında hastalığı sebebiyle hayata gözlerini yumdu.

Yolculuklarından fazlasıyla etkilenmiş olacak ki (Yolculuklar en iyi okuldur.) bu eserinde tek solukta okunacak macera kitabı havası var. Dahası kitabın dili o kadar temiz ve sade ki her yaştan birine ver okusun.

Kitabın konusu; vahşi hayatta doğan, büyüyen, insanlarla yaşamaya çalışan ve türlü zorluklar geçiren kendi gözünden anlatılan bir kurdun hayatıdır. İnsanların ve hayvanların birbirlerine muhtaçlığını, bir evcil kurdun gözünden insanları (yani tanrıları) çok hoş bir biçimde anlatıyor.

Macera kitabı arayıp hem de kendisine bir şeyler katmasını isteyenlere ilk bu eserden başlamalarını öneririm. Hatta herkesin okumasını öneririm. Çok akıcı bir eser bakmayın 3 günde okuduğuma 1 günde su gibi akıp gider. Okuyun siz de kuzey topraklarına yolculuk yapın...
Yaptıklarının nedenlerini araştırma zahmetine kimse girmiyordu.
Sadece sonuçlarını görüyorlardı.
Jack London
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 16.Basım
İnsan yenildiğini düşünürse, yarı yarıya öyle sayılır.
Jack London
Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Diş
Baskı tarihi:
9 Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
312
Format:
Ciltli
ISBN:
9786059702423
Kitabın türü:
Çeviri:
Ender Nail
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
En çok okunan klasikler, özenli çevirilerle ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucuyla buluşuyor.

Kuzey’in soğuğa ve açlığa teslim olmuş bölgelerindeki hayat mücadelesi, insanların değil, içgüdüleriyle hareket eden ve yaşama tutkusuyla dolu Beyaz Diş’in gözünden anlatılır. Annesi yarı köpek, babası ise vahşi bir kurt olan Beyaz Diş, karşılaştığı her insanla içindeki iyiliği ve kötülüğü, nefreti ve sevgiyi, vahşeti ve itaati yeniden keşfeder.

Amerikan edebiyatının en üretken isimlerinden olan Jack London, yaşadıklarını derin gözlem yeteneği ve yalın gerçekçiliğiyle harmanlayarak, insanın topluma ve doğaya karşı verdiği savaşı tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.

Okuyucuyu karla kaplı ormanların derinliklerine çağıran bu unutulmaz eseri, Ender Nail’in özenli çevirisiyle sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 17.605 okur

  • jecrody
  • Onur
  • Enes
  • Sevgi
  • aleyna
  • Enes yılmaz
  • Seda Özdemir
  • Oguzhan Ersan
  • Nergis
  • Halil İbrahim SÜLEYMAN

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.6
Erkek
%36.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (4)
9
%0 (2)
8
%0 (2)
7
%0 (1)
6
%0 (1)
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları