Gelen geçti, yiten bitti. Son baharını göreceğimden endişe ettiğim sardunya bana, ben sardunyaya kaldık sonunda.
Geçtim içinden hayatın. Şimdi o koşsun arkamdan.
Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Adem gibiyim.
“Ben neyim?” diye gelmedimse de dünyaya, belli, “Ben neyim?” diye diye gideceğim.
Benim de kusurlarım var, ama akılla ilgili olmadıklarını umarım. Yaradılışımı savunacak değilim. Sanırım pek sevimli değil. Herkesin çok hoşuna gidecek kadar değil. İnsanların ahmaklıklarını, kötülüklerini ya da bana yönelik kabalıklarını gereğince çabuk unutamıyorum. Kimse duygularımı kolay kolay kışkırtamaz. Yaradılışım için kinci diyebiliriz belki. Birinden bir kez soğuyunca ilelebet soğurum.
Gerçekten sevdiğim pek az insan var; hele saygı duyduğum daha da az insan var. Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor; her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı, duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor.
Jane Austen
Yüreği, içinde bir şeyler kopmuş gibi sızladı. Şimdi Tanabay o kadından da, o yorgadan da ayrılıyordu. Her şey geçmişte kalmıştı. Baharda gelen, sonra gökte sıra sıra dizilip uzaklara giden, gözden kaybolan yaban kazları gibi uçup gidiyorlardı onun için iç dünyasında.