"Eserimi büyük bir ruh ağı gibi,
Birbirlerine saçlarıyla bağlanan o kadınlara ithaf ediyorum.
Seven, doğuran, ümit eden,
Binlerce defa düşüp yeniden ayağa kalkan,
Eğilen ancak yenik düşmeyen kadınlara.
Onların savaşını biliyorum,
Gözyaşlarını ve sevinçlerini paylaşıyorum,
Her biri biraz ben."
Saç örgüsünün tanımıyla başlıyor kitabımız. İnceleme de öyle başlasın ki bu manalı başlangıcın ve kitabın öneminin altını ben de çizeyim istedim.
Saç Örgüsü: Üç tutamı, üç parçayı birbirlerine dolayarak birleştirme işlemi.
Üç farklı kadın. Üç farklı ülke. Hatta üç farklı kıta. Birbirinin varlığından haberdar olmayan bu üç kadının tek talebi ise özgürlük. Ve birbirlerine bir şekilde ulaşan kaderleri...
Hindistanlı Smita... Kast sisteminin Dokunulmaz diye de adlandırdığı en alt tabakadan biri olan "Dalit"lerden. İnsan dışkısı temizlemekle görevlendirilmiş bu tabakadan olan Smita'nın tek bir hayali var o da kızını okutmak, kendi kaderini kızına miras bırakmamak. Sadece kadın haklarına değil insan haklarına aykırı bir hayatın tablosunu gözler önüne süren bir hikaye Smita'nın hikayesi. Benim için en dokunaklı ve en zor hikayeydi. İkinci kadınımız ise İtalyan Giulia... Babasının peruk fabrikasında çalışan, kitaplara düşkün, genç bir kadın. Giulia'nın bir anda tepetaklak olan hayatından kurtulmak için değişime uyum sağlaması ve ataerkil görüşe ayak diretmesi gereken bir hikayesi var. Üçüncü ve son kadınımız ise Kanadalı Avukat Sarah... Sarah, hikayenin başlangıcında başarılı, güçlü, ayakları yere sağlam basan bir kadın profilinde. Ancak onu da bekleyen büyük bir sınav var, hastalık. Hastalıkla birlikte uğradığı mobbingin ve güçlü zamanlarında bile verdiği savaşın, cam tavan mobbinginin hikayesine tanık oluyoruz onunla da.
Üç farklı perspektiften, dünyanın neresinde olursa olsun, kadın