“Yürüdükçe yürüdü, adım atarken uzuvlarını ritmik bir biçimde gevşetmenin nasıl büyük bir haz olduğunu yıllardan sonra ilk kez hissetmesi gibi, sarayda yaşadığı günlerde sade yaşama dair unuttuğu her şeyi kendinden geçerek yeniden keşfetti.”
Hayatında İlk defa, daha önce hakkında hiç düşünmediği yaşam olguları olduğunu fark etmişti, kendisini çevreleyen onca şeyin belli bir değere, belli bir ağırlığa sahip olduğunu.
Senin çabanla ayakta duran hiçbir samimiyete ,hiçbir bağa və hiç bir ilişkiye yer verme hayatında. Zorakı sevmeler ve ismarlama duygular tat vermez insansa.
Sevmiyormu? Sende sevme.
Sen seni sevene mucizesin.
Olmayacağını bildiğin, ama oldurmak için hala çabaladığın her şeyi artık çöpe at.
Temizlik iyidir, hem de imandan gelir.
Ve en güzeli hafifletir.
Bak "Charles Bukowski" ne de güzel özetlemiş
" Tutunamadığın dalda yaprak olmağa çalışma. "
''Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiç bir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta.
Duracak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla."
Stefan Zweig