RaQeL

10/10
·160 syf.··
2026 6. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 07:15
Jamal’i bitirdiğimde boğazımda koca bir yumru kaldı. Uzun zamandır bir kitap beni bu kadar içine çekmemişti. Hikâye ilerlerken insanın içine sızan duygu, son sayfada yüzeye çıkıyor ve kolay kolay da gitmiyor. Selahattin Demirtaş’ın bütün kitaplarını okudum ama Jamal’in yeri başka. Daha olgun, daha derin ve çok daha yaralayıcı. Acıyı bağırarak değil, sakince anlatıyor; belki de tam bu yüzden can yakıyor. Karakterler kurgu ama hisler fazlasıyla gerçek, okurken “bu yaşanmış” diyorsun. Jamal’in en çarpıcı tarafı, okuru yönlendirmeye çalışmaması. Ne düşüneceğini fısıldamıyor, ders vermiyor, taraf tutmanı istemiyor. Acıyı, kaybı, çaresizliği ve o ince umudu olduğu gibi önüne bırakıyor; alıp almamak sana kalıyor. Bu da metni samimi ve güçlü kılıyor. Demirtaş’ın dili gösterişsiz ama çok net. Süslü cümlelerin arkasına saklanmadan, yalınlıkla vuruyor. Bazı cümlelerin altını çizmek istemiyorsun; çünkü çizince hafifleyecekmiş gibi geliyor. İçinde kalsın, canını acıtsın istiyorsun. Kitap boyunca sessiz bir ağıt gibi ilerliyor; finalin bu kadar boğazda düğüm olmasının sebebi de bu. İnsan kendini hazırlayamıyor, bittiğinde sadece susuyor. Okurken şunu düşünmeden edemedim: Eğer Demirtaş siyasi kimliğini bir kenara bırakıp yalnızca edebiyatla var olsaydı, bugün Zülfü Livaneli’nin koltuğu ciddi ciddi sallanırdı. Çünkü Jamal edebi olarak “iyi yazılmış” olmanın ötesinde bir yerde duruyor; dili, atmosferi ve duygu derinliğiyle bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Bu kitabı okurken ne siyasetle, ne dinle ne de kendimi açıklamakla ilgilendim. Burası benim alanım. Ne istersem okur, ne hissedersem yazarım. Jamal muazzam etkiledi beni: Saf bir insan hikâyesi anlattığı için. Bazı kitaplar biter ama geçmez. Jamal onlardan biri. Bitti ama içimde hâlâ devam ediyor
JamalSelahattin Demirtaş · Dipnot Yayınları · 2025882 okunma
Reklam

RaQeL

, bir kitap okudu
10/10
·160 syf.··
8 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 07:15
·
2026 6. kitabı
Selahattin Demirtaş
9.1/10 · 882 okunma
Sonra bir gün anneler de ölür Böcekler ve kertenkeleler ölür Boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca Sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür Sonra o gün çocuklar da ölür Arkadaş Z. Özger
Sokak özgürlüktür, özgürlük sokaktadır.. Sokak, modern yaşamın Amazonları, el değmemiş, işgal edilmemiş bakir topraklarıdır. Sokakta yaşamak, modernitenin kalbinden moderniteye isyandır, onun sahasında onun kurallarını sınırsızca ihlal etmek, onun dayattığı her şeyi reddederek özgürleşmektir. Modernitenin yasama, yürütme ve yargısı sokakta hükümsüzdür; kapitalizmin vergisi, faturası, kirası, kredi borcu, telefonu, reklamı, interneti, patronu, hisse senedi, faizi, maaşı, emekliliği de sokakta geçersizdir. Saç modeli, oje rengi, cilalı ayakkabı, ayakkabıyla uyumlu çanta, çantayla uyumlu çorap ya da kombin derdi yoktur sokakta. Sokakta ideoloji, din, parti, lider, önder, peygamber de yoktur. Devleti, kocası, babası yoktur sokağın. İnsanı sınırlayan, zorlayan, zincirlerle, prangalarla hareketsiz, nefessiz bırakan ne kadar engel varsa, tamamı sokakta anlamını yitirir. Sokakta yaşayanı ağlayan tek şey, özgürce seçip belirleyeceği kendi değereridir. Sokak insanı, düşünürken devlet ne der diye hesap yapmaz veya kanun ne der, tanrı ne der, partim ne der,komşum, babam, kocam, karım, patronum, arkadaşlarım ne der gibi hesaplar içine girmez. Olabildiğince sınırsız ve özgür düşünür, özgür yaşar. Sokakta devinip duran kalabalıklar işte bunlardan habersizdir. Oysa tek ortak paydaları olan sokağa güvenseler, sokağa sığınsalar ve anlasalar sokağın bağrında saklı sırları, işte o zaman isyan ederler özgürlük uğruna. Ne demiştik: Sokak özgürlüktür, özgürlük sokaktadır
(bir evsizin ağzından) İstiklal'in arka sokakları dedin mi, her gece kavgadır, şamatadır; hapçıların, gaspçıların, entelin, dantelin, translarin, pezevenklerin, kendi halinde olanların, olmayanların,bir köşede kusanların, kusanların başını tutanların, sevgililerin, abazaların geçit töreni gibidir. Kebapçısı, seyyar satıcısı, kokoreççisi, seks işçisi, uyuşturucu satıcısı, sivil polisi, garsonu, sanatçısı, sokak müzisyeni, balıkçısı, tavukçusuyla herkes bir alışveriş içerisindedir: Kimi guruldayan midesinin sesini bastırmanın, kimi egosunu, kimi cinsel açlığını tatmin etmenin peşindedir. İzbe otel odalarının seks artıklarıyla leşe dönmüş otuz yıllık yatakları aynı gecede beş ayrı müşteriyi ağırlar; kamyonlarla et, tavuk, balık yığılır mekânların mutfaklarına, yine de bitmez insanın ete olan açlığı. Ekmeğinin peşinde olan da vardır, zevkin sefanın ardından koşan da. Herkesin illaki bir alacağı vardır sokaktan ve de vereceği. Yalnızca biz sokak insanlarının ne alacağı vardır buralardan ne de vereceği. Çoğu zaman, sırtımıza bir görünmezlik pelerini geçirmişçesine kayboluveririz, hem de herkesin gözü önünde. Kokumuz olmasa varlığımızın farkına bile varmazlar, yaşadığımızın tek kanıtı gibidir kokumuz. Ne kadar kokarsak, o kadar iyi.