KISA KISA KİTABIMIN ÖN SÖZÜ:
Gerek bilimsel veriler gerekse de bireysel gözlemler, toplum olarak okuma konusunda karnemizin pek de iyi olmadığını hatta biraz daha gerçekçi olmak gerekirse çok kötü olduğunu ortaya koyuyor.
“Zararsız gibi görünen bu olumsuz tablo, aslında hayata yansıyan pek çok olumsuzluğunun da baş müsebbibidir”, dersek abartmış olmayız kanaatindeyim. Sizce de bu okuma ve buna bağlı olarak da düşünme eksikliğimiz, gerek hep vurgu yaptığımız muasır medeniyetler seviyesine çıkamama, bir İsviçre, bir Norveç, bir Japonya olamama, gerekse de bir türlü kurtulamadığımız toplumsal sorunlara çözüm bulamayışımızın sebeplerinden birisi olamaz mı?
Bitmek tükenmek bilmeyen kadına şiddet, yolsuzluk, torpil, kayırma havadislerinin de, hastanede, postanede, bankada sıra beklerken uzun kuyruğa aldırış etmeyip en öne doğru yürüyen vatandaşın da, aslı astarı olmayan masa başı bir haber içeren görselin sosyal medyada binlerce kez paylaşılmasının da en önemli var oluş sebebidir belki de okumaya olan bu alerjimiz.
Neyse ki son yıllarda internet ve sosyal medya diye bir şey girdi hayatımıza ve bu sayede az da olsa kullanır olduk okuma-yazma yetilerimizi. Lakin burada da tercihimiz paylaşılan yazıların olabildiğince kısa olması yönünde. Hatta okumaya göre çok daha külfetsiz ve keyifli olan izleme olayında bile kriterlerimiz var. Kimimize göre ilgimizi çeken bir konuda bile olsa 10 dakikayı geçmemeli izlenecek bir video. Kimimize göre 5, kimimize göre 3, hatta kimimize göre 1,5 dakikadan uzun olmamalı. Okunacak yazının, izlenecek videonun ilk önce uzunluklarına bakıyoruz. Uzun, analitik, yorucu yaklaşımlardan/yazılardan sıkılıyor; kısa, keskin, etkili, hap gibi yazılar arıyoruz.
Gerek bu gerçekliği biliyor olmam, gerekse de önceki iki kitabımı edinen pek çok