“Bombalı saldırının hemen ardından, İsrail ordu birlikleri Sabra ve Şatilla kamplarını yeniden kuşatma altına aldı. Giriş çıkışlar tamamen engellendi. Ariel Şaron'un izniyle 16 Eylül gecesi kamplara baskın yapan silahlı Falanjist milisler, Cumeyyil suikastının rövanşı olarak, 3 bin 500'e yakın Filistinli ve Lübnanlı sivili katletti. Öldürülenlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşuyordu. Eli silah tutan erkekler, kamp dışında cephede ve çatışmalardaydılar. Cumeyyil suikastını Filistinlilerin düzenlediğine dair hiçbir kanıt olmasa da, Falanjistler öçlerini sivillerden almayı seçmişti.”
“Eylülün ilk yarısında, Şaron'un iki hedefi de gerçekleşmiş görünüyordu. FKÖ kadroları Beyrut'tan ayrılmış, Cumeyyil de kuşatma sırasında düzenlenen oldu-bitti seçimiyle cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulmuştu. İsrail açısından, "Lübnan tamam" denecek bir noktaya gelinmişti. Tam bu at-mosferde, 14 Eylül 1982 Salı günü gerçekleştirilen bombalı saldırıda Beşir Cumeyyil'in hayatını kaybetmesi, pişmiş aşa su katan bir gelişmeydi.”
ABD, Japonya'nın kıyı kentlerini yoğun bir biçimde bombaladığı sırada Başkan Truman, Japon direnişini kırmak ve savaşı kısaltmak gerekçesiyle atom bombası kullanmaya karar verdi. Çok büyük bir gizlilik içinde geliştirilen ve büyük bir yıkım gücüne sahip olan atom bombası 6 Ağustos 1945'te ABD hava kuvvetlerinin bir bombardıman uçağıyla Hiroşima kenti üzerine atıldı. Bu büyük bombalamadan tam 3 gün sonra ise bu sefer gücü azaltılmış başka bir atom bombası da Nagasaki'ye atıldı. Bu bombalar Hiroşima'da 200 bin, Nagasaki de ise 80 bin sivilin ölmesine ve on binlerce kişinin yaralanmasına yol açtı. Bu kentler büyük ölçüde yıkıma uğradı. Ayrıca bitki örtüsü çok ciddi şekilde zarar gördü. Bombalamanın neden olduğu radyasyon nedeniyle insanlar sakatlandılar ya da öldüler. Uzun yıllar sonra bile radyasyonun etkili olduğu bölgelerde özürlü çocuk doğumları devam ediyordu. 8 Ağustos'ta SSCB de, Japonya'ya savaş açtı ve Japonların elinde bulunan Mançurya ve Kore'yi işgale başladı. Bunun üzerine Japonya 2 Eylül'de resmen teslim oldu ve II. Dünya Savaşı sona erdi. Japonya'nın teslim belgesi ise 2 Eylül 1945'te USS Missouri savaş gemisinde imzalandı.
II. Dünya Savaşı 1939-1945 yılları arasında yapılan ve neredeyse dünyanın her bölgesini içine alan kanlı ve dünyaya büyük belalar getirmiş, büyük acılar çektirmiş bir savaştır. II. Dünya Savaşı'nın çıkış nedeni, I. Dünya Savaşı'nın ardından çözümsüz kalan çeşitli anlaşmazlıklardı. İki Dünya savaşı arasında geçen yirmi yıl içinde ülkeler arasında gerginlik artmış ve dünya iki cepheye ayrılmıştı. 2. Dünya Savaşı'nda, Almanya, İtalya ve Japonya'nın oluşturduğu Mihver Devletleri'yle, Fransa, İngiltere, ABD, SSCB ve daha sınırlı bir katılımla Çin'in oluşturduğu Müttefik Devletleri karşı karşıya geldi. Savaş Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye dışında bütün Avrupa'ya yayıldı. ABD, deniz üssünün Japon uçakları tarafından bombalanması üzerine Aralık 1941'de savaşa katıldı. Savaşın sonunda dünya güç dengesi en baştan şekillendi.
Katılan devletlerin ve kuvvetlerin sayısıyla savaş alanının genişliği açısından dünyanın o zamana kadar benzerini görmediği büyüklükteki savaş, 3 Eylül 1939'da İngiltere ve Fransa'nın Polonya'yı işgal eden Almanya'ya savaş ilan etmesiyle başladı. Müttefik Devletler neredeyse dünyanın her bölgesinde savaştılar. Savaşa giren bütün ülkeler sahip oldukları tüm kaynakları ve insan gücünü savaş için kullandılar. Askerlerin yanı sıra milyonlarca sivil insan da bu savaşta hayatını kaybetti. II. Dünya Savaşı Eylül 1945'te sona erdiğinde arkasında büyük bir yıkım ve sefalet de bırakmıştı. Bu savaştan neredeyse dünyanın tamamı etkilendi. Almanya'da Adolf Hitler'in diktatörlüğü, büyük can kayıpları ve büyük acılar pahasına yıkılabildi.
Rusya'nın Bolşevik İhtilali üzerine savaştan çekilme kararı alması, Brest-Litovsk Barış Antlaşması'yla oldu. Rusya bu antlaşmayla tüm Doğu Anadolu'dan çekilerek Türklere ait olan Kars, Ardahan ve Batum'u geri verdi.
1. Dünya Savaşı sonunda Bulgaristan Neuilly (Nöyyi) Antlaşması'nı (27 Kasım 1919), Avusturya Saint-Germain Antlaşması'nı (10 Eylül 1919), Macaristan Trianon Antlaşması'nı (4 Haziran 1920), Almanya Versailles Antlaşması'nı (28 Haziran 1919), Osmanlı Devleti ise Mondros Mütarekesi'ni (30 Ekim 1918) imzaladı.
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasında Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti'ni doğrudan ilgilendiren 12. maddesi etkili oldu. Bu madde ile Amerika Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını peşinen kabul ediyordu. Amerika'nın 12. maddenin yorumuyla ilgili olarak üzerinde durduğu bir başka husus da, Osmanlı İmparatorluğu ne şekilde parçalanırsa parçalansın, kim "mandater" olursa olsun, bu topraklarda ekonomik ve ticari bakımdan "Açık Kapı" veya "Fırsat Eşitliği" ilkesinin uygulanmasıydı.
Bahriye Nazırı Albay Rauf Bey, Reşat Hikmet ve Sadullah Beyler'den müteşekkil Osmanlı heyeti tarafından Mondros limanındaki Agamemnon muharebe gemisinde imzalanan bu antlaşma, Osmanlı'nın tam bir teslimiyet belgesi olarak nitelendirilebilecek, İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını istila etme sürecini hızlandıran bir antlaşmaydı. Mütarekenin bazı maddeleri şöyleydi:
1) Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacak, Karadeniz'e geçiş serbest olacak, Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktı.
2) Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları, kovan yerleri ve diğer engellerin yerleri gösterilerek gerektiğinde bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecekti.
3) Anlaşma devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durum halinde, herhangi