Kutlu elçi günlerden bir gün bir toplulukla birlikte otu-ruyordu. Kendisine hurma ağacının tepe kısmındaki tomur-cuklardan çıkan ve süte benzeyen hurma özü ikram edildi.
Efendimiz hurma özünün tadına baktıktan sonra etrafinda-ki topluluğa şöyle bir soru yöneltti: "Bana bir ağaç söyleyin ki o ağaç mümine benzer, onun bereketi Müslüman'ın bereketi gibidir. (Buhârî, Etime, 42) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir, yaprakları hiçbir zaman dökülmez ve daima yeşil ka-lır." (Buhâri, Edeb, 79) Orada bulunanlar çölde yetişen ağaçla-rı bir bir saymaya başladılar. (Buhâri, İlim, 50) Kim bilir hangi aşk ve heyecanlarla cümleler dökülüveriyordu lisanlarından.
Ancak kimse Allah Resûlü'nün beklediği cevabı verememişti. Topluluk içinde bulunan Ömer'in oğlu genç Abdullah'ın için-den, "Bu, hurma ağacıdır." demek geçmişti. Fakat söylemeye utanmış ve susmuştu Abdullah. Çünkü meclisin en küçü-ğüydü. Üstelik hemen yanı başında babası Ömer ile Ebû Bekir vardı ve onlar da bu konuda henüz bir şey söylememişlerdi.
Abdullah onların bulunduğu ve konuşmadığı mecliste ko-nuşmayı uygun bulmamıştı. Bunun üzerine Efendimiz: "Mo-min hurma ağacı gibidir..." buyurdu. (Buhârl, Edeb, 89) Hurma ağacı, her mevsim meyve verir, bereketli bir ağaçtır, kökü ve gövdesi sağlam, yaprakları hiçbir zaman solmaz ve dö-külmez. O her mevsim diriliğini muhafaza eder. Mümin de hurma ağacının kökü mesabesindeki imanı ve gövdesi konu-mundaki amelleriyle sağlamdır. Onun iman kökü, Kur'an ve Sünnet toprağıyla zemin bulmuştur. Bu yüce toprakla besle-nen müminin meyvesi güzel ahlaktır, hoş geçimdir. O, uğra-dığı her baharda bereketle çiçeğe durur, sebat ve sabır abi-desidir kışa, kara, bahara, borana karşı, sarsılmaz. Etrafına külfet değil nimet saçar. Ahlakıyla, erdemiyle, insaniyetiyle semada ve arzda baki bir letafet ve