Hatta "Kâbe Arapların olsun, Çankaya bize yeter" demeseniz bile sonuç değişmez.
Çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ, Tevbe Suresi 31. ayette, hâkimiyetin ve egemenliğin O’na ait olduğunu açıkça bildirir. Oy vermek, yasa koyma yetkisini Allah’tan alıp demokrasiye ve insanlara devretmek suretiyle, Allah’ın Rab sıfatına ortak koşulduğunu haber verir.
Ayet mealen şöyledir:
“Onlar Allah’ı bırakıp din bilginlerini, abidlerini ve Meryem oğlu Mesîh’i rabler edindiler. Oysa onlar yalnızca bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadeti hak eden hiçbir ilah yoktur. Allah, onların şirk koştuklarından münezzehtir.”
(Tevbe, 9/31)
Bu ayetin ne anlama geldiğini ise Resûlullah ﷺ bizzat açıklamıştır:
Adiyy b. Hâtim (radıyallahu anh), boynunda gümüş bir haçla Medine’ye gelip Resûlullah ﷺ’in huzuruna girdiğinde, Peygamber ﷺ bu ayeti okuyordu. Adiyy şöyle dedi:
“Onlar din adamlarına tapmadılar ki!”
Resûlullah ﷺ ise şöyle buyurdu:
“Evet, tapmadılar; fakat din adamları onlara serbestleri yasak, yasakları serbest kıldılar; onlar da buna tâbi oldular. İşte bu, onların din adamlarına ibadet etmeleridir.”
(Tirmizî, 3095; İbn Ebî Hâtim, 10057–10058)
Bu ayet ve Nebî ﷺ’in tefsiri açıkça göstermektedir ki helal–haram, yasak–serbest, meşru–gayrimeşru olanı belirleme yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Bu yetki, Allah’ın Er-Rabb oluşunun bir sonucudur.
Rab; terbiye eden, düzenleyen, çekip çeviren demektir. Allah, koyduğu hükümlerle insanı terbiye eder, topluma düzen verir.
Âlim, aydın, abid, parlamenter, yönetici veya aşiret reisi…
Bunlardan herhangi birine bu yetkiyi veren kimse, farkında olsun ya da olmasın, onu Allah’tan başka rab edinmiş olur. Bu yetkiyi Allah’tan gayrısına veren kişi, yaptığı şeyin bir ibadet ve Allah’tan başkasını rab edinme anlamına geldiğini bilmese bile