İnsanlardan uzaklaşırken ne aidiyet ister ne de savaşmak ve mücadele etmek, yalnızca diğerlerinden ayrı olmak ister. Diğer insanlarla fazla ortak bir şeyi olmadığını ve hiçbir şekilde kendisini anlamadıklarını düşünür. Kendine ait bir dünya- içinde doğanın, oyuncakların, KİTAPLARIN ve düşlerin olduğu- kurar.
Neyi unuttuk? Neyi dışarıda bıraktık? Kendimizi mantık dediğimiz canavarın standartlarına koşarken anlık deneyimlerimizi unuttuk. Anlık deneyimlerimizi önemsemez hale geldik… Duygularımızı yanıltıcı diye yargılayıp bir kenara attık. Çok ısrarcı olanları da ilaçla susturduk. Mantık, irade ve duygular bize pusulalık eden üç kol iken iradeyi mantığın hizmetine soktuk, duygular da en iyi ihtimalle hoş bir seda olarak bir kenarda kalakaldılar. Aslında unuttuğumuz, dışarıda bıraktığımız kendimiziz.
Bu sözcüğün içinde kendi inkarının saklı olduğunu söylemek mümkün. En güzel yanılsamada kederin tüttüğü gibi. Çünkü eğer özgürlüğü tüm kısıtlamalardan kurtulmak olarak alırsak, insanın kendinden de kurtulması gerek. Ne de olsa insan, yine kendisi için en büyük kısıtlamadır.