Neyi unuttuk? Neyi dışarıda bıraktık? Kendimizi mantık dediğimiz canavarın standartlarına koşarken anlık deneyimlerimizi unuttuk. Anlık deneyimlerimizi önemsemez hale geldik… Duygularımızı yanıltıcı diye yargılayıp bir kenara attık. Çok ısrarcı olanları da ilaçla susturduk. Mantık, irade ve duygular bize pusulalık eden üç kol iken iradeyi mantığın hizmetine soktuk, duygular da en iyi ihtimalle hoş bir seda olarak bir kenarda kalakaldılar. Aslında unuttuğumuz, dışarıda bıraktığımız kendimiziz.
Bu sözcüğün içinde kendi inkarının saklı olduğunu söylemek mümkün. En güzel yanılsamada kederin tüttüğü gibi. Çünkü eğer özgürlüğü tüm kısıtlamalardan kurtulmak olarak alırsak, insanın kendinden de kurtulması gerek. Ne de olsa insan, yine kendisi için en büyük kısıtlamadır.
Kişinin bir benlik geliştirebilmesi için seçim yapması ve bu seçimlerin sonuçlarından öğrenmesi gerekir; size öğretilen tek şey itaat etmek olursa neleri sevdiğinizi ve istediğinizi anlamanız mümkün olmaz.
Bizim de ıstırabın tamamıyla yüzleşmemiz, zayıflık ve kaçamak gözyaşı anlarını asgaride tutmamız gerekiyordu fakat gözyaşlarımızdan utanmamızın gereği yoktu; çünkü gözyaşları insanın cesaretlerden en büyüğü olan acı çekme cesaretine sahip olduğunun kanıtıdır.