Hem psikoloji meraklıları hem de hayatın temel sorularına yanıt arayan genel okuyucular için derin bir rehber niteliğinde olan bir kitap. Kitap, adını Marcus Aurelius’un "Düşünceler" eserindeki bir alıntıdan alır ve hepimizin bu dünyada aslında "günübirlik hayatlar" sürdüğünü hatırlatıyor ve her biri farklı varoluşsal krizlerle boğuşan 10 ayrı hastanın terapi sürecini anlatıyor. Seansların merkezinde ölümün kaçınılmazlığı, yaşlanma, yalnızlık ve hayatı anlamlandırma çabası yer alıyor. Yazar Yalom, sadece hastalarının değil, bir terapist olarak kendi yaşlılık, ölüm korkusu ve mesleki kaygılarıyla olan yüzleşmelerini de açık yüreklilikle paylaşıyor. Kitapta sıkça vurgulanan "Yaşanmamışlık ne kadar çoksa, ölüm korkusu o kadar şiddetlidir" tezi, pişmanlıkların insanı nasıl tükettiğini gösteriliyor. İnsanların öldükten sonra bile başkalarının hayatlarında bıraktığı izlerle (fikirler, anılar, davranışlar) yaşamaya devam ettiği fikri güçlü bir şekilde işleniyor.
Dili oldukça akıcı, yalın ve herkesin anlayabileceği bir tonda; ağır psikoloji teorileri barındırmıyor. Karakterlerin hikayeleri son derece insani olduğu için okuyucu kendinden çok fazla parça bulabilir. Eğer insan psikolojisine, insan ilişkilerine ve "Hayatımı nasıl daha anlamlı yaşayabilirim?" sorusuna ilgi duyuyorsanız, bu esere şans vermelisiniz.